Bazı oyunlar vardır ki, oyuncu topluluğunun zihninde bir kült eser olarak yer eder. İlk Dragon’s Dogma tam da böyle bir oyundu.

Çıkış yaptığı dönemde teknik sorunları, garip animasyonları ve kaba görselliğine rağmen sunduğu özgürlük, devasa yaratıklarla birebir dövüş hissi ve “piyon sistemi”yle oyun dünyasında iz bıraktı. Yıllar sonra gelen Dragon’s Dogma 2, işte bu kült mirası günümüzün teknolojisiyle yeniden canlandırmaya çalışıyor.

Capcom, Resident Evil serisinde yakaladığı yeniden doğuş rüzgarını Dragon’s Dogma 2’ye de taşımış gibi görünüyor. Oyun, ilk bakışta devasa dünyasıyla nefes kesiyor. Harita doldurulmuş bir görev defteri sunmaktan çok, oyuncuyu merak duygusuyla yönlendiren bir tasarım anlayışına sahip. “Oraya git, çünkü orada ne olduğunu bilmiyorsun” duygusu, modern açık dünya oyunlarının çoğunda kaybolmuş bir hissiyatı geri getiriyor.

Oyunun en ikonik özelliği olan piyon sistemi, yani kendi yapay zekâ yoldaşlarımızı yaratıp başkalarının dünyasına gönderebilme özelliği, hâlâ büyüsünü koruyor. Yoldaşlarımız sadece dövüşmüyor, aynı zamanda öğrendikleri maceraları bize geri taşıyor. Bir bakıma, Dragon’s Dogma 2 tek oyunculu olmasına rağmen toplulukla kurulan bağ sayesinde çok oyunculu hissiyatı veriyor. Bu, seriyi benzersiz kılan ruhun tam da kendisi.

Dragon’s Dogma 2’nin en güçlü yanı, yine savaş sistemi. Devasa yaratıkların üzerine tırmanmak, canavarın her hareketini hissettiren fizik motoru ve yeteneklerin tatmin edici ağırlığı, ekran başında adrenalin seviyesini yüksek tutuyor. Bugün pek çok RPG oyunu sinematik olmayı hedeflerken, Dragon’s Dogma 2 oyuncuya o ağırlığı bizzat hissettiriyor.

Elbette kusursuz değil. Teknik sorunlar, optimizasyon sıkıntıları ve bazı tekrar eden görevler hâlâ oyuncuların dilinde. Ancak işin doğrusu, Dragon’s Dogma 2 “pürüzsüz” bir deneyim olmayı değil, unutulmaz bir yolculuk sunmayı hedefliyor. Ve bunda da fazlasıyla başarılı.

Dragon’s Dogma 2, günümüzde “kopyala-yapıştır” haline gelmiş açık dünya anlayışına cesur bir başkaldırı niteliğinde. Bizi haritanın işaretli noktalarına değil, merakın kendisine sürüklüyor. Evet, bazen çamura saplanıyor, bazen köşeleri törpülenmemiş hissediliyor ama işte bu kusurlarıyla bile çok daha gerçek, çok daha canlı bir deneyim sunuyor.

Kısacası, Dragon’s Dogma 2 sadece bir RPG değil, unutulmaz bir yol arkadaşlığı hikâyesi. Oyuncuya bir ejderhanın gölgesinde, kendi kahramanlık masalını yazma fırsatı veriyor.