Bir de Mehmet var bizim deniz tatilinin sahilinde.
Hüseyin bir, Mehmet iki, bir de ben üç.
Türkçe konuşan...
Bizden olan...
***
Halis Anadolu çocuğu Mehmet.
Kara Mehmet.
Kara gözlüklü...
Kara bıyıklı Kara Mehmet.
Kavurucu güneşin altında sahilde dolaşmaktan kapkara olmuş.
Sahilde boş boş dolaşmıyor Mehmet.
Anadolu’dan gelip; sahibi Alman, Rus, Hırvat, Özbek olan...
Denize nazır...
Bahçeli...
Bahçesi sahilin kumlarına kadar uzanan...
Bahçe kapısından çıkınca siteye ait şezlongları beş on adımda geçip denizin engin sularına “cup” diye atlanan sitelerde iş bulmuş Mehmet.
İşi cankurtaranlık.
İngilizlerin, Almanların, Özbeklerin, Hırvatların, Rusların canı bizim Mehmet’e emanet.
Gözünde siyah polis gözlüğü...
Belinde telsiz...
Sırtında yüzde yüz polyester tişört...
Sahilde bir aşağı bir yukarı gidip geliyor.
Arada bir durup, elini gözlerine siper yaparak kartal gözleriyle denizi tarıyor.
Dubaları geçen olursa boynuna asılı bekçi düdüğünü güneşten yanıp kavrulmuş dudaklarına götürüp,
“Düt düt” öttürüyor.
Her dilde, Türkçe hariç,
“Yasak!” diye bağırıyor.
Çat pat da olsa bilmediği dil yok Mehmet’in.
Hatta sahilde yabancı bir kadın yanımıza geldi.
Bana el kol hareketleri yaparak bir şeyler söyledi.
Mehmet’e,
“Ne diyor Mehmet?” dedim.
“Buranın kendi sitelerine ait olduğunu söylüyor,” dedi.
Hakikaten, Mehmet’le konuşurken onların şezlonglarının arasına dalmışım.
Benim de ona, “bu memleket bizim” dediğimi söyle Mehmet diyecektim ama vazgeçtim bundan.
“Gel bizim tarafa gidelim Mehmet,” dedim; kara gözlüklü, kara bıyıklı Kara Mehmet’e.
“Olmaz abi,” dedi. “Vazife başındayım. Allah korusun, birine bir şey olur!”
Orhan Kemal’in Mürtaza, bizim Mehmet!
Mehmet’i de orada bırakıp kuma bata çıka bizim tarafa, halk plajına yürüdüm.
***
Ne o yabancı kadının söylediği...
Ne de kendi ülkemde yabancı olmam zoruma gitti...
Kadın haklıydı.
Neredeyse elli kat daha değerliydi ülkesinin parası!
Her şeyi satın alabilir, her şeyin sahibi olabilirdi.
***
Bu moralle…
Bu kederle daha fazla uzatmaya gerek yok yazıyı.
Yazı yazsan ne olacak?…
Neye yarayacak?...
Gücün, kuvvetin, itibarın ortada!
Onun için…
Yazıyı, Nazım Hikmet’in, “Davet” şiirinden bir iki dizeyle bitirelim.
“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!”