Milli Eğitim Bakanlığı'nın açıkladığı, 'MEB-Örgün Eğitim 2021-2022' verilerine göre örgün eğitimde okuyan öğrenci sayısı azalırken, açık öğretim kurumlarındaki öğrenci sayısı giderek artıyor.
MEB'in açıklamalarına göre Türkiye'de geçen eğitim öğretim döneminde okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde 19 milyon 155 bin 571 öğrenci eğitim aldı. Öğrencilerden 15 milyon 839 bin 140'ı resmi, 1 milyon 578 bin 233'ü özel ve1 milyon 738 bin 198'i ise açık öğretim kurumlarında eğitim gördü.
ÖĞRETİM VAR EĞİTİM YOK!..
Son yıllarda devam etmekte oldukları okullarını bırakarak açık öğretim liselerine giden öğrenci sayısı rekora koşuyor (!).
MEB'in istatistiklerine göre açık öğretim liselerine 2020-2021 eğitim-öğretim döneminde 1 milyon 452 bin 331 öğrenci giderken, 2021-2022'de rakam 1 milyon 566 bin 255'e yükseldi. Bu sayı hızla artıyor.
Ortaöğretimde toplam öğrenci sayısının 6.543.599 olduğu dikkate alınırsa lise öğrencilerinin yaklaşık %25'inin örgün öğretimin dışına çıktığı görülüyor.
Bu orana, ne örgün ne de yaygın eğitimde yer almayan çocuk sayısı eklendiğinde durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılıyor.
Açık liseye geçiş için yaş sınırlaması yok. Zorunlu eğitim 12 yıl olduğundan 18 yaş altı öğrencilerin zorunlu haller ve belirli istisnalar dışında örgün eğitimin içinde olmaları gerekiyor.Ancak ipin ucu kaçmış durumda...
NEDENKAÇIYORLAR?
Ortaokullardan Liselere Geçiş Sistemi (LGS); sayıları hızla artan ve öğrenci bulmakta zorlanan özel okullar ile imam hatiplere öğrenci kazandırma amaçlı kurgulandığı düşünülen ve 'nitelikli seküler eğitimi' giderek yüksek gelirli kesimin ayrıcalığı haline getirmeye başlayan, dar gelirli ailelerin çocuklarını eğitimden soğutan 'dünyanın en adaletsiz sistemine' dönüşmüştür.
Bu sistem, bir sınav sonucuna bağımlı, nitelikli/niteliksiz okul ayrımcılığı ile örselenen, gidebileceği okulun kendisine iyi bir gelecek yaratamayacağı umutsuzluğuna kapılan, olanakları kısıtlı çocukları açık liseye göndererek örgün eğitimin dışına itmektedir. Daha da kötüsü; çok sayıda çocuğumuz okumaktan umudunu keserek okullarını terk etmektedir.
Liseye devam eden 11. ve 12.sınıf öğrencilerinin önemli bir bölümü 'üniversite sınavlarına daha rahat hazırlanacaklarını' düşünerek açık liseye geçiyor.
Çok sayıda öğrenci iseçalışarak ailesinin geçimine yardımcı olmak zorunda olduğu için kaydını açık liseye alıyor ve eğitimle ilgisi kalmıyor.
Kız öğrencilerin örgün eğitimin dışına itilme nedenleri arasında küçük yaşta evlilik, ev işi yapma ve kardeşlere bakma, ailenin yoksulluğu gibi nedenler ilk sırayı alıyor.
EĞİTİM İHMAL EDİLİYOR…
Örgün eğitimin işlevini sadece sınava hazırlamaya indirgeyerek çocuklarıokullarından açık öğretime yönlendirmek; onların, psikolojilerinin, yeteneklerinin, yurttaşlık bilincinin ve sosyal gelişimlerinin köreltilmesi, dünyayı algılama alanlarının daraltılması anlamına gelir.
Bu anlayışın sürdürülmesinden en çok kamusal eğitim ve sadece kamusal alanda eğitim görme seçeneği olan halk çocukları zarar görür. Bu durumda eğitimin tamamen piyasanın bir aracı haline dönüştürülmesinin önü iyice açılmış olur.
EĞİTİM CEHALET ÜRETİR Mİ?
Türkiye'de kırılgan nüfusu oluşturan dar gelirli ailelerin ekonomik koşullarının gerilemesinin üzerine erişim yetersizlikleri ve sınav odaklı eğitim anlayışı da eklendiğinde çocukların 'eğitim yoksullukları' ve örgün eğitimden kopuşları hızlanarak artıyor.
Öğrencilere bir yığın ayrıntılı bilgiyi ezberletmeyi marifet sanan ama bilgiyi kullanmalarına, sorgulamalarına, araştırmalarına izin vermeyen; tarikat ve cemaatlerin çocukların üzerine çöreklenmeye çalıştığı, akıl ve bilim yolundan saptırılmaya çalışılan bir eğitim sisteminin, çocukları okullarından koparttığını izlerken; bizzat bu sistemin kendisinin giderek 'cehalet' ürettiğini görmek ise yine en çok eğitimcileri üzmektedir…