Bir şehri büyük yapan sadece kalabalığı değildir. Asıl önemli olan, o şehirde insanların nasıl yaşadığıdır.

Eskişehir yıllardır “öğrenci şehri”, “yaşanabilir şehir” gibi tanımlarla anılıyor. Parkları, tramvayı, sosyal hayatı elbette önemli. Ama bu şehrin asıl gücü, insanlarının birbirine olan yaklaşımında saklı.

Aynı sokakta öğrenci de var, esnaf da, memur da, emekli de. Aynı çay bahçesinde farklı yaşlardan insanlar yan yana oturabiliyor. Selam vermek hâlâ doğal bir davranış. Bu küçük detaylar aslında büyük bir şehir kültürünün göstergesi.

Şimdi ise önümüzde yeni bir başlık var: 2026 Eskişehir yılı.

Bu sadece bir takvim meselesi değil. Aynı zamanda bir sorumluluk.

Bir şehir adını daha çok duyuracaksa, daha fazla misafir ağırlayacaksa, daha çok konuşulacaksa; o zaman şehir kültürünü daha da sağlam tutmak zorunda.

Çünkü dışarıdan gelen biri önce binaları değil, insanları fark eder. Önce davranışa bakar.

Trafikte sabır var mı?

Ortak alanlar temiz mi?

İnsanlar birbirine saygılı mı?

2026, Eskişehir için bir vitrin olabilir. Ama o vitrini güzel gösterecek olan şey organizasyonlar ya da etkinlikler kadar günlük hayattaki tavrımızdır.

Şehir kültürü kendiliğinden sürmez. Korunmazsa zayıflar.

Bugün sahip olduğumuz o rahat ve dengeli şehir havasını korumak bizim elimizde. Birbirimize alan açarak, ortak değerleri sahiplenerek ve bu şehrin kıymetini bilerek…

Eskişehir’in en büyük avantajı şu:

Hâlâ insan ölçeğinde bir şehiriz.

Kalabalık ama kaybolmuş değiliz.

Hareketli ama yorucu değiliz.

2026 sadece bir yıl değil; bu şehrin kendini yeniden hatırlaması için bir fırsat olabilir.

Bazen en önemli gelişim, daha büyümek veya değişmek değil; var olan güzelliği koruyabilmektir.