Bayramlar, takvimde işaretlenmiş birkaç gün olmanın çok ötesinde bir anlam taşır.

Çocukluk yıllarımızdan itibaren zihnimize kazınan o bayram sabahları; erken kalkılan günler, hazırlanan kahvaltılar, büyüklerin ellerini öpmek için yapılan ziyaretler… Aslında tüm bunlar, toplum olarak bizi birbirimize bağlayan görünmez bir bağın parçalarıdır.

Günlük hayatın koşuşturması içinde çoğu zaman birbirimize ayıracak vakit bulamıyoruz. İş, güç, telaş derken aynı şehirde yaşadığımız insanlarla bile aylarca görüşemediğimiz oluyor. İşte bayramlar, bu kopuklukları onarmak için bize sunulan kıymetli bir fırsat.

Bir kapıyı çalıp “İyi bayramlar” demek, bazen aylarca kurulamayan bir iletişimin kapısını aralayabiliyor. Bir telefon açmak, bir mesaj göndermek ya da bir büyüğün elini öpmek; belki küçük bir jest gibi görünse de aslında toplumsal bağlarımızı güçlendiren en önemli davranışlardan biri.

Bayramlar aynı zamanda paylaşmanın ve hatırlamanın günleridir. Sadece yakınlarımızı değil, belki uzun zamandır aklımıza gelmeyen dostları, komşuları ve ihtiyaç sahiplerini de hatırlamak gerekir. Çünkü bayramın gerçek ruhu, yalnızca kutlamak değil; birlikte sevinmektir.

Belki de bayramların bize verdiği en önemli mesaj şudur:

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, insanın insana ayırdığı zaman hâlâ en değerli şeydir.

Bu bayramda da yapılacak en güzel şey; biraz yavaşlamak, sevdiklerimizi hatırlamak ve o eski bayramların sıcaklığını yeniden yaşatmaya çalışmaktır.

Çünkü bayram dediğimiz şey, aslında hatırladığımız ve hatırlandığımız kadar vardır.