Deprem bu ülkenin gerçeği. Bunu artık kabul etmemiz lazım. Her büyük felaketten sonra aynı şeyleri söylüyoruz: “Keşke önlem alınsaydı.” Ama iş önlem almaya gelince hep bir erteleme hali var.

Dönüp kendi şehrimize bakalım. Eskişehir dışarıdan bakınca sakin, düzenli, güvenli bir şehir gibi duruyor. Ama mesele sadece görüntü değil. Özellikle eski binaların yoğun olduğu mahallelerde risk konusu hâlâ masada.

Mesela Uluönder Mahallesi. Yıllar önce yapılmış çok sayıda bina var. O dönemki şartlara göre yapılmış binalar. Ama bugün şartlar değişti. Binalar eskidi. Yönetmelikler değişti. Bilim ilerledi. Biz hâlâ aynı yerde sayamayız.

Kentsel dönüşüm denince herkesin aklına yıkım geliyor. Oysa mesele sadece bina yıkıp yenisini yapmak değil. İnsanların hayatı var, anıları var, komşulukları var. Kimse evinden kolay kolay çıkmak istemez. Bu çok normal.

Ama şu da bir gerçek: “Bir şey olmaz” demekle hiçbir şey çözülmüyor.

Deprem olduktan sonra yapılan tartışmanın kimseye faydası yok. Önemli olan, olmadan önce adım atmak. Bu da cesaret istiyor. Hem yönetenlerden hem vatandaştan.

Belki maliyeti var. Belki zahmeti var. Ama gecikmenin bedeli çok daha ağır olabilir.

Kentsel dönüşüm siyaset üstü bir mesele. Bu iş, güvenli yaşam meselesi. Şehir dediğimiz şey sadece beton değil. İçinde yaşayan insanlarla anlamlı.

Başlıkta da belirttiğim gibi:

Deprem kapıyı çaldığında konuşmak yerine, kapıyı güçlendirmek daha akıllıca.