Sürekli bir yerlere yetişiyoruz. Ama çoğu zaman nereye yetiştiğimizi biz de tam bilmiyoruz.
Sabah alarm çalıyor, gün başlıyor. Koşturma da onunla birlikte başlıyor. İşe yetiş, mesajlara cevap ver, plan yap… Gün bitiyor ama insan yine de “bir şey eksik kaldı” gibi hissediyor.
Eskiden zaman yetmezdi. Şimdi zaman var ama sanki yine yetmiyor gibi geliyor. Belki sorun zamandan değil, nasıl yaşadığımızdan kaynaklanıyor.
Mesela bir çay içiyorsun. Ama aklın başka yerde. Telefon elinde, gözün ekranda… Çayın tadını bile tam almıyorsun.
Sohbet ediyorsun ama tam dinlemiyorsun.
Dinliyorsun ama gerçekten anlamıyorsun.
Hayat biraz araya sıkışmış gibi. Oysa bazı şeyler aceleye gelmez.
Bir arkadaşla yapılan sohbet, sevdiğin bir şarkı, akşam yürüyüşü…
Bunların değeri hızla ölçülmez. Belki de biraz yavaşlamak gerekiyor.
Çok büyük şeyler değil aslında. Mesela telefonsuz bir yürüyüş. Ya da sadece karşındaki insanı dinlediğin bir sohbet. Ya da hiçbir şey yapmadan oturduğun birkaç dakika. Bunlar küçük şeyler gibi görünür ama iyi gelir. Çünkü bazen önemli olan daha fazlasını yapmak değil, yaptığını gerçekten yaşayabilmektir.
Ve belki de anlamamız gereken en önemli şey:
Hayat bir yere yetişmek değil, yaşamak içindir.