Yeni Parti’de 27 Eylül’de yapılacak ön seçim yaklaştıkça Odunpazarı’ndaki yarış da hareketleniyor.
Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz ile yaptığımız röportajda en dikkat çekici bölüm kuşkusuz Rahmi Çınar’a verdiği açık destekti.
Aslında Yalaz’ın tavrında çok da şaşılacak bir durum yok.
Kısa süre önce Rahmi Çınar’ı Kurucu İlçe Başkanı olarak görevlendiren bir il başkanının, daha bir ay geçmeden tam karşısında pozisyon alması zaten ciddi biçimde sorgulanırdı.
Yalaz da bunu açık şekilde ifade ediyor.
Ama bence açıklamanın esas dikkat çekici tarafı başka.
Yeni Parti bir yandan “yenilenme” iddiası ortaya koyarken diğer yandan deneyimli siyasetçilerin bu yapının neresinde duracağı tartışılıyor.
Yalaz’ın verdiği mesaj şu:
“Yeni olmak, geçmişte siyaset yapan herkesi silmek değildir.”
Bu önemli bir tartışma.
Çünkü siyasette değişim yalnızca isimleri değiştirmekle gerçekleşmiyor. Yeni isimler kadar, teşkilat yönetmeyi bilen, seçim yaşamış, kriz görmüş insanların tecrübesinden nasıl yararlanılacağı da önemli.
Nitekim Odunpazarı’nda 27 Eylül’de üç adayın yarışacağı ve yaklaşık 3 bin 700 üyenin ön seçim sürecine katılabileceği belirtiliyor.
Talat Yalaz tercihini Rahmi Çınar’dan yana açıkladı. Bunu yaparken de son kararın üyeye ait olduğunu özellikle vurguladı.
Bundan sonrası zaten olması gerektiği gibi sandığın işi.
Burada bence Yeni Parti açısından asıl sınav, kimin kazanacağından önce seçimden sonraki tablo olacak.
Çünkü parti içi demokrasi sadece sandığı koymak değildir.
Kaybedenin kazananı kabul edebilmesi, kazananın da kaybedeni dışlamadan yoluna devam edebilmesidir.
27 Eylül akşamı sandıktan bir isim çıkacak.
Ama asıl mesele 28 Eylül sabahı aynı masanın etrafında oturulup oturulamayacağı olacak.
BAZEN EN İYİ HABER, HİÇBİR ŞEY OLMAMASIDIR
Yeşiltepe Mahallesi’ndeki Sinan Alağaç Ortaokulu’ndan gelen ihbar doğal olarak dikkat çekiciydi.
İddiaya göre arkadaşlarıyla kavga eden bir öğrenci, okula ateşli silahla döneceği yönünde ifadeler kullandı.
Okul yönetimi durumu polise bildirdi.
Sonrası ise aslında olması gereken güvenlik refleksinin güzel bir örneği.
İhbar küçümsenmedi.
“Çocuktur, söylemiştir” denilmedi.
“Bir şey olmaz” diye geçiştirilmedi.
Polis kısa sürede çok sayıda ekiple okul çevresinde tedbir aldı, söz konusu öğrenci bulundu ve Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerince gerekli işlemler için polis merkezine götürüldü.
Bu tür olaylarda kullanılan dil de çok önemli.
Ortada gerçekleşmiş bir silahlı saldırı yok.
Ortada paniğe kapılması gereken bir şehir de yok.
Bir iddia, bir ihbar ve ihbarı ciddiye alarak hızlı hareket eden güvenlik güçleri var.
Zaten güvenliğin özü de burada başlıyor.
Tehlike ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek kadar, ortaya çıkma ihtimalini önceden ciddiye almak gerekiyor.
Özellikle son dönemde okullarla ilgili yaşanan olaylar düşünüldüğünde hiçbir tehdit cümlesi hafife alınmamalı.
Ama aynı şekilde her ihbar da toplumsal paniğe dönüştürülmemeli.
Eskişehir’deki olayda sevindirici olan tam olarak bu:
İhbar geldi.
Polis harekete geçti.
Gerekli tedbir alındı.
Ve herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan süreç kontrol altına alındı.
Bazen günün en iyi haberi, kötü bir şeyin hiç yaşanmamasıdır.
ARTIK EVDE 3 PUAN ZAMANI
Eskişehirspor bu hafta Balıkesirspor’u ağırlıyor.
27 Eylül Pazar günü saat 19.00’da oynanacak karşılaşma Tivibu Spor’dan canlı yayınlanacak.
Yayın önemli.
Ekran önemli.
Ama Eskişehirspor açısından bundan çok daha önemli bir şey var:
3 puan.
Ligin daha başındayız.
Elbette tek bir karşılaşmayla sezonun kaderi belirlenmez.
Ancak hedefi olan takımlar özellikle kendi sahalarında oynadıkları maçları mümkün olduğunca kayıpsız geçmek zorunda.
Hele ki arkasında Eskişehirspor taraftarı gibi ciddi bir tribün gücü varsa...
İç saha maçlarının rakipler için kolay geçmeyeceği daha sezonun ilk haftalarından hissettirilmek zorunda.
Eskişehirspor’un bu sezon yalnızca iyi futbol oynamaya değil, kazanma alışkanlığı oluşturmaya da ihtiyacı var.
Çünkü uzun lig maratonlarında bazen çok iyi oynadığınız karşılaşmalardan değil, iyi oynamadığınız halde aldığınız 3 puanlardan yükselirsiniz.
Balıkesirspor karşılaşması bu açıdan önemli.
Tribün desteği arkasında olacak.
Maç kendi sahasında.
Hedef belli.
Bu şehir artık her hafta “nasıl oynadık?” sorusundan önce puan tablosuna bakmak istiyor.
Güzel futbol elbette kıymetli.
Mücadele elbette kıymetli.
Ama hedef şampiyonluk ve üst ligse bunların yanına bir kelimeyi daha koymak gerekiyor:
Kazanmak.
Pazar akşamı beklenti çok net.
Bu kez mesele yayın değil, 3 puan.