Yeni Parti Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz ile yaptığımız röportajda birçok başlık konuştuk.
Odunpazarı’nda 3 oyla sonuçlanan seçim…
18 Ekim’de yapılacak il başkanlığı ön seçimi…
Rahmi Çınar’a verdiği destek…
Seçimi kazanan Cevahir Çalıkuşu ile bundan sonraki ilişkisi…
Gürhan Albayrak’a verdiği sert cevaplar…
Ve elbette Eskişehir’de Yeni Parti’yi birinci parti yapma iddiası.
Röportajın tamamını dinlediğinizde benim dikkatimi çeken şey ise Talat Yalaz’ın savunmaya çekilmemesi oldu.
Odunpazarı seçiminde açık şekilde Rahmi Çınar’ı desteklemişti.
Seçimi ise Cevahir Çalıkuşu kazandı.
Üstelik 3 bine yakın kişinin oy kullandığı seçim yalnızca 3 oy farkla sonuçlandı.
Böyle seçimlerin ardından siyasette genellikle iki şey olur.
Ya kaybeden taraf uzun süre sonucu tartışır ya da kazanan tarafla parti yönetimi arasında soğukluk başlar.
Talat Yalaz ise bunun önünü daha baştan kapatmaya çalışıyor.
“Cevahir Hanım artık bizim ilçe başkanımız” diyor.
“Herkes benim yol arkadaşım” diyor.
Hatta, “Ben herkesle çalışırım” mesajı veriyor.
Ama Yalaz’ın işi kolay değil.
Çünkü çıtayı da kendi eliyle oldukça yukarı koydu.
Üstelik sadece parti içi birlik konusunda değil.
Gürhan Albayrak’a verdiği cevapta, “Siz seçilmek nedir bilir misiniz?” diyerek oldukça sert bir siyasi meydan okumada bulundu. Kendisinin kongrelerle seçildiğini hatırlattı ve AK Parti cephesinin Yeni Parti’de yaşanacak bir karışıklığı beklediğini savundu.
Ancak Yalaz’ın söylediği bir başka cümle kolay kolay unutulacak cinsten değil:
“Genel seçimde birinci parti yapmazsam istifa ederim.”
Bu artık sıradan bir siyasi hedef değil.
Bu, seçmenin ve parti örgütünün önüne konulmuş açık bir taahhüt.
Yalaz bununla da yetinmedi.
Aynı sözü Gürhan Albayrak’tan da beklediğini söyledi.
Yani mesele artık “Biz başarılı olacağız” cümlesinin ötesine geçti.
Ortaya ölçülebilir bir hedef konuldu:
Eskişehir’de birinci parti olmak.
Şimdi 18 Ekim’de il başkanlığı ön seçimi var.
Talat Yalaz’ın karşısına şu an için bir rakip çıkacakmış gibi görünmüyor.
Kendisi de yaklaşık 12 bine yaklaşan üyenin tamamına güvendiğini söylüyor ve Yeni Parti’yi Eskişehir’de “açık ara birinci parti” yapacağını iddia ediyor.
İşte tam burada benim için mesele değişiyor.
Talat Yalaz artık yalnızca partisinin il başkanı olmaya aday değil.
Kendi sözleriyle Eskişehir’deki siyasi sonucun sorumluluğuna da aday.
Çünkü siyasette iddia ortaya koymak önemlidir.
Ancak iddianın bir bedeli varsa daha da önemlidir.
“Birinci parti yapamazsam istifa ederim” dediğiniz anda seçmen de gazeteci de o cümleyi bir kenara yazar.
Seçim gecesi sandıklar açıldığında yeniden önünüze koyar.
O nedenle Talat Yalaz’ın önümüzdeki dönemini yalnızca 18 Ekim’de alacağı oyla değerlendirmek eksik olur.
Asıl sınav sonraki gün başlayacak.
ESKİŞEHİR DAHA DEĞERLİ
Sivrihisar’ın Kaymaz Mahallesi yıllardır madencilik faaliyetleriyle iç içe.
Şimdi bir kez daha kapasite artışı, yeni atık depolama alanları, başka bölgelerden Kaymaz’a taşınacak milyonlarca ton cevher ve yüzlerce kamyonluk trafik konuşuluyor.
Doğal olarak yörede yaşayan insanlar da soruyor:
“Bunun sonu nereye varacak?”
Kaymaz’da gerçekleştirilen Halkın Katılım Toplantısı’nda yaşanan tartışmaları yalnızca “madene karşı olanlar” ve “madeni destekleyenler” şeklinde ikiye ayırmak meseleyi fazlasıyla basitleştirmek olur.
Çünkü madende çalışan, oradan ekmeğini kazanan insanlar var.
Bir vatandaş çıkıp, “Biz burada ailemizi geçindiriyoruz, gençlerimiz burada iş buluyor” diyorsa onun söylediğini de görmezden gelemezsiniz.
Ama diğer tarafta da aynı köyde yaşayan, aynı havayı soluyan, aynı suyu kullanan insanlar var.
Astım hastası bir kadın, “Buraya dinlenmeye geldim ama dinlenemiyorum, madeni istemiyorum” diyorsa onu da dinlemek zorundasınız.
Asıl mesele zaten burada başlıyor.
Bir yatırım ekonomik değer üretiyor diye çevresel kaygılar yok sayılamaz.
Birileri orada istihdam ediliyor diye yöre halkının sağlığı, suyu, toprağı ve geleceği ikinci plana atılamaz.
Üstelik konuşulan proje küçük bir genişlemeden ibaret değil.
ÇED alanının 179 hektardan yaklaşık 340 hektara çıkarılması, atık depolama alanlarının büyütülmesi, Alpu’dan ve Çanakkale’den milyonlarca ton cevherin Kaymaz’a taşınmasının planlanması söz konusu.
Her gün yüzün üzerinde ağır vasıtanın Eskişehir yollarında taşıma yapmasından bahsediliyor.
Bunun trafik yükü var.
Tozu var.
Gürültüsü var.
Doğaya etkisi var.
Ve en önemlisi, yıllar sonra ortaya çıkabilecek sonuçları var.
Toplantıda çevrecilerin ve meslek örgütlerinin söylediği önemli bir şey daha vardı:
İnsanlar önlerine konulan projenin bütün ayrıntılarını bilmek istiyor.
Kaç patlatma yapılacak?
Atık nasıl depolanacak?
Yeraltı ve yerüstü suları nasıl korunacak?
Biyolojik çeşitlilik nasıl etkilenecek?
Bunlar cevaplanmadan “Halkın görüşünü aldık” demek kolaycılık olur.
Halkın katılım toplantısının adı üzerinde; halkın katılması, soru sorması ve cevap alması gerekiyor.
Bir başka mesele ise Atatürk’ün adının tartışmanın içerisine sokulması.
Madenciliği savunmak isteyen savunabilir.
Karşı çıkan da gerekçelerini anlatabilir.
Fakat Atatürk’e ait olmadığı ifade edilen sözleri Atatürk’ün fotoğrafının altında kullanarak tartışmaya ağırlık kazandırmaya çalışmak doğru değil.
Bu şehirde meseleye bakışımız çok basit olmalı.
Altın değerlidir.
İstihdam değerlidir.
Üretim değerlidir.
Ama Eskişehir’in toprağı da değerlidir.
Suyu değerlidir.
Havası değerlidir.
Ve hiçbir yatırımın ekonomik karşılığı, bunların geri döndürülemez biçimde kaybedilmesi pahasına hesaplanmamalıdır.
Kaymaz’daki insanların “Bizi dinleyin” demesi son derece meşru.
Çünkü şirket bugün var, yarın yok.
Maden bugün çıkar, yarın biter.
Ama o topraklarda yaşamaya devam edecek olan yine bölge halkı.
Bu nedenle yapılması gereken “Madene karşı mısınız, değil misiniz?” kavgası değil.
Bilimin, hukukun ve kamu yararının söylediklerini masaya koymaktır.
Çünkü altını yeniden bulabilirsiniz.
Ama kirlenen bir suyu, bozulan bir ekosistemi ve kaybedilen bir tarım toprağını aynı kolaylıkla geri getiremezsiniz.