Son günlerde okullardaki şiddet olaylarının artışını ve farklı biçimlerde okulun tüm üyelerini etkiler hale gelmesini üzülerek izliyoruz.

Maalesef, daha geçen hafta Eskişehir’de 12 yaşında bir ortaokul ve 15 yaşında bir lise öğrencisi bıçaklandı. Mersin’de 12 yaşındaki bir ortaokul öğrencisi okul müdürünü av tüfeği ile yaraladı. En köklü okullarımızda organize akran zorbalıkları yaşanıyor. Sosyal medyaya düşen görüntülerde öğretmenlere yönelik saygısızlıklar hepimiz yaralıyor.

Şiddet olgusunun giderek ortaokullara kadar tüm okullarımızı sarmalamaya başlaması durumun çok ciddi bir hal aldığını gösteriyor. Olayları münferit disiplin olayları gibi yorumlamak artık çok doğru değil.

NASIL BU HALE GELDİK?

Son yıllarda yaygınlaşan ayırımcı politikalar, nefret dili kullanımı, yoksulluk ve adaletsiz gelir dağılımının giderek derinleşmesi, hak arama kurumlarına karşı duyulan güvensizlik toplumun her kesiminde öfkeyi ve hoşgörüsüzlüğü artırdı. Artık toplumda yasal çerçevede hak aramanın yerini “şahsen haddini bildirme” almaya başladı. Elbette eğitim dünyası da bu olumsuzluklardan etkilendi.

ÖĞRETMENİN İTİBARINA NE OLDU?

Öğretmenler tarihin her döneminde toplumun aydınlanma öncüsü konumlarıyla herkesin saygı duyduğu kişiler olmuştur. Ancak o günlerden; öğretmene sahip çıkılamayan, fiziki ve psikolojik saldırılara karşı korumasız bırakılan bir sisteminin hakim kılındığı zamanlara gelinmesi herkesi üzüyor.

Öğretmeni itibarsızlaştıran; toplumdaki yerini ve okuldaki işlevini küçültmeye neden olan yaklaşımlar okullardaki şiddet vakalarının artmasının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor.

Şiddete maruz kalan ya da şiddet tehdidi altında kalan öğretmenler, mesleğinden soğuma, okula karşı güven kaybı, geri plana çekilme, stres ve hırpalanmış öğretmen sendromu gibi sorunlar yaşamaya başladılar.

NE YAPMALIYIZ?

Okullarımızın şiddet haberleriyle gündeme gelmesinde başta Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin sorumluluğu vardır. ÇEDES ve benzeri projelerle okulların pedagojik yapısının zorlanması, MESEM’lerde çocuk işçiliğinin yaygınlaşması gibi uygulamaların yarattığı sistem karmaşası, ekranlarda ve toplumda şiddet dilinin yaygınlaşması ile birleşince, eğitim emekçileri ve öğrenciler şiddet olaylarının bazen faili bazen de mağduru haline gelmektedir.

Okulda şiddet sorununu çözmek, günü birlik müdahalelerle değil, uzun vadeli eğitim politikalarıyla mümkündür. Bunun için başta öğrenciler, veliler ve eğitim emekçileri olmak üzereeğitimin tüm bileşenlerine yönelik, kültürel, sosyal yönden tatmin edecek altyapı çalışmalarının hayata geçirilmesi şarttır.

Ayrıca okullarda rehberlik hizmetlerinin işletimesi ve buralardaki yetersiz personel sayısının giderilmesi gerekmektedir. Eğitimde ortamlarında şiddetin önlenmesi ve azaltılması eylem planları gerçekçi ve uygulanabilir nitelikte hazırlanmalı,kağıt üzerinde bırakılmamalıdır.

Çocuklarımızın, öğretmenlerimizin ve yöneticilerin huzurlu, güvenli olamadığı okul ortamlarında yapılan eğitim öğretim faaliyetlerinin, toplumu yönlendiren, dönüştüren ve iyileştiren bir sonuç üretmesi beklenebilir mi?..