Siyasetin hızına yetişmek artık gerçekten zor.

Öğle saatlerinde Talat Yalaz ile yaptığımız röportajı yayına hazırlıyorduk. Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki tartışmaları, belediyelere yönelik operasyonları, ekonomiyi, parti içindeki gerilimleri konuşuyorduk. Sorular sorulmuş, cevaplar verilmiş, gündem kendi akışında ilerliyordu.

Ama Türkiye’de siyaset bazen saatler içinde bambaşka bir noktaya savruluyor.

Röportaj yayına hazırlanırken bu kez Ankara’dan çok daha büyük bir haber düştü gündeme.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP kurultay davasında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte Özgür Özel ve mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin görevi devralmasına hükmedildi.

Ve bir anda Türkiye’nin gündemi tamamen değişti.

Daha birkaç saat önce konuşulan meseleler ikinci plana düştü.

Çünkü CHP tabanında oluşan duygu sadece “şaşkınlık” değildi.
Öfke vardı.
Kırgınlık vardı.
İhanete uğrama hissi vardı.

Bunu en net gördüğümüz yerlerden biri de CHP Eskişehir İl Başkanlığı önü oldu.

Kararın ardından bina önünde toplanan partililer oldukça öfkeliydi. Özellikle gençlerin attığı sloganlar dikkat çekiyordu.

Uzun yıllardır CHP içerisinde aktif siyaset yapan birçok ismin bile bu kadar sert tepki verdiğine pek sık tanık olunmamıştır.

İl Başkanı Talat Yalaz’ın parti binası önünde yaptığı açıklama da bunun göstergesiydi.

Yalaz’ın sesi öfkeliydi.
Cümleleri sertti.
Ve açık şekilde tarafını belli ediyordu.

“Bu karar tarihe kara leke olarak geçecek büyük bir utançtır” diyordu.

Ardından şu vurguyu yapıyordu:

“Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı'nı da İl Başkanı'nı da seçilmiş bütün kademelerini de Cumhuriyet Halk Partililer belirler.”

Aslında bu cümle sadece hukuki bir itiraz değildi.
Doğrudan siyasi ve örgütsel bir tavırdı.

Çünkü CHP tabanının önemli bir bölümü meseleye artık teknik bir dava dosyası olarak bakmıyor.
Mesele çoktan duygusal ve siyasal bir kırılmaya dönüşmüş durumda.

Özellikle Özgür Özel’e yönelik sahiplenme dikkat çekici.

Yalaz’ın konuşmasında Özel için kullandığı ifadeler de bunu gösteriyordu:

“Göreve geldiği günden beri uyumayan, Türkiye'nin dört bir tarafında gece gündüz, yağmur çamur demeden mücadele eden, partisine ve yoldaşlarına sahip çıkan Genel Başkanımız Özgür Özel...”

Bu cümleler artık CHP örgütlerinin önemli bölümünün pozisyonunu net şekilde ortaya koyuyor.

Bir başka dikkat çekici nokta ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun karar sonrası yaptığı açıklamaydı.

Kılıçdaroğlu ilk mesajında;
“Gün; kırgınlıkları bir kenara bırakıp ciddiyetle, sükûnetle ve kucaklaşarak ayağa kalkma günüdür” ifadelerini kullandı.

Ayrıca,
“Hiç kimse endişe etmesin, partimizi bu tartışmaların içinden çıkaracağız” dedi.

Ancak sahadaki tabloya bakıldığında bu mesajların CHP tabanındaki öfkeyi yatıştırmaya yetmediği açık şekilde görülüyor.

Çünkü bugün birçok CHP’li için mesele yalnızca bir genel başkan değişimi değil.
Mesele, örgütün iradesine dışarıdan müdahale edildiği düşüncesi.

Bu nedenle sosyal medyada yazılan “sükûnet” mesajları, parti binaları önündeki öfkenin önüne geçemiyor.

Dün röportajda konuşulan birçok başlık bugün hâlâ önemli.
Ekonomi önemli.
Siyasetteki kutuplaşma önemli.

Ama Türkiye’de gündem artık öyle bir hızla değişiyor ki…

Sabah konuştuğunuz konu, akşam bambaşka bir siyasi depremin altında kalabiliyor.

Ve dün bir röportaj metni hazırlarken…
Bugün kendimizi CHP’nin tarihine geçecek kırılmalardan birini yazarken buluyoruz.

KISSADAN HİSSE

Büyük İskender’in, hocası Aristo’ya yazdığı rivayet edilen mektup oldukça çarpıcıdır.

İskender sorar:

“Zaptettiğim topraklardaki insanları nasıl kontrol altında tutabilirim?”

Sürgünü sorar…

Hapsetmeyi sorar…

Öldürmeyi sorar…

Aristo ise her yöntemin yeni bir direniş doğuracağını söyler.

Ve ardından şu tavsiyeyi verir:

“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın.”

Bugün Türkiye siyasetinde yaşanan birçok gelişmeye bakınca…

İnsan ister istemez bu hikayeyi hatırlıyor.

Çünkü bir ülkede insanlar birbirine düşerse…

Partiler kendi içinde kavga etmeye başlarsa…

Örgütler enerjisini dışarıya değil içerideki hesaplaşmalara harcarsa…

Asıl kazanan hiçbir zaman taraflar olmuyor.

Ve siyaset bazen tam da burada düğümleniyor.