Nedir evlilik?
Aşk mı?
Sevgi mi?
Yoksa…
Yoksa mahalle baskısı mı?
Akrabanın, komşunun;
“Sizin çocuk ne zaman evlenecek?” sorusunun zorlaması mı?
Nedir evlilik?
Bir anlaşma mı?
Bir sözleşme mi?
Yani bir hesap kitap işi mi?
Nedir evlilik?
Annenin, babanın “çocukları evlendirme” çabası mı?
Yani “el içine çıkma, ele karışma” çabası mı?
“Biz de düğün dernek yaptık; biz de oğlan, kız evlendirdik; sizden geride değiliz,” demek mi?
“Mutlu muyuz?” diye soracak olsak bir de?
Hele şu sonu gelmeyen…
Önüne geçilemeyen kadın cinayetlerine bakınca…
Boşanmak isteyen eşini öldüren…
Boşanmak istemeyen eşini öldüren…
Eski eşini öldüren…
Yeni eşini öldüren…
Bir de sevgilisini öldürenler var…
Yani daha evlenmeden öldürenler!
“Derdin ne?” diye sormanın da bir faydası yok.
Ve bir türlü yürümeyen…
Ya da inişli çıkışlı…
Takır tukur yürüyen…
Ne mutluluğun…
Ne huzurun…
Ne sevginin…
Ne saygının…
Ne güvenin olduğu evlilikler…
E o zaman nedir evlilik?
Neden evlenir insan?
Yalnız kalma korkusundan mı?
Aile kurma şartlanmasından mı?
Hayatına çeki düzen verme isteğinden mi?
Mutlu olma…
İlgi görme…
Birini sevme…
Biri tarafından sevilme arzusundan mı?
O zaman bu ölmeler öldürmeler neden?
Yahut da mutsuz…
Huzursuz evlilikler neden?
Çünkü her iki taraf da…
Kadın da erkek de evlendiği gün kendi yasalarını yürürlüğe kor!
Evliliği kendine göre şekillendirmeye çalışır.
Her iki taraf da,
“Benim dediğim, benim istediğim olacak!” der.
Bununla da kalmaz.
“Sen de benim istediğim gibi olacaksın!”a gider iş.
Kadın da erkek de diğerini değiştirmeye, ona şekil vermeye çalışır.
Kimi zaman yıllarca devam eder bu karşılıklı çekişme…
Ya taraflardan birinin pes etmesiyle…
Yani yola gelmesiyle…
Ya da her tartışmada, kavgada gürültüde her iki tarafın da sivri uçlarını törpülemesiyle son bulur.
Ya son bulmazsa?
O zaman, özellikle yaşın ilerledikçe, şu üç günlük dünyada yaşayacağın sevgisizlik, ilgisizlik, yalnızlık, kimsesizlik ve perişanlıktır!