Masalların Masalı…
Nazım Hikmet’in şiiri.
Ne anlatıyor?
Fütürizm…
Gelecekçilik…
Falan filan diyecek belki şair-i şahaneler…
Benim yazacaklarımın bunlarla bir ilgisi yok.
Herkes okusun diye yazı yazıyoruz sonuçta…
Hoş, yine de okuyan yok ama…
Öyle de olsa, edebiyat akımlarıyla falan ahkam kesmeye…
Yazıyı çekilmez hale getirmeye lüzum yok.
***
Masalların Masalı’nda Nazım Hikmet,
“Su başında durmuşuz” diyor.
“çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.”
Sonra?
Sonra bir de kedi var.
Hayat sadece bizden ibaret değil.
“Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.”
Bu kadar mı?
Değil.
Bir de Güneş!
“Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.”
Güneş…
Şavkı, aydınlığı, sıcaklığı, gücü hiç bitmeyecek...
Hep var olacak, her gün yeniden doğacak Güneş.
Biz gideceğiz.
Ama o kalacak!
Öyle mi?
Fütürist Şair Nazım Hikmet öyle demiyor ama.
“Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...”
Evet!
O da gidecek!
***
Önce ağabeyim gitti.
Henüz daha otuz altı yaşındaydı.
Sonra babam gitti.
Kırk beş gün sonra annem gitti.
Babam olamadan daha fazla yaşamak istemedi belki de.
Ben kaldım!
Ben de gideceğim!
Güneş kalacak!
Sonra o da gidecek.