Normale dönsek mi artık?
Olağanüstü halimizden olağan halimize.
Şu birbirlerine laf düşürmeyen, ' bir saattir sen konuşuyorsun, biraz da ben konuşayım' gibi çıkışlarda bulunan televizyon yorumcularından da gına geldi artık.
Televizyon ekranlarında,
'Biz piramidin en tepesindeydik…'
'Vaizlerimle cemaate binlerce kişi kazandırdım…'
'Son yıllara kadar cemaatten maaş alıyordum…' gibi açıklamalarda bulunan eski cemaatçi yeni tövbekarlara ne demeli.
***
Halimiz böyleyken…
Biraz kafa kırmakta fayda var gibi geliyor bana.
***
Çetin Altan'ın köşe yazarlığına başladığı yıllar.
Heyecanlı, cesur; kınından çekilmiş bıçak gibi.
Dönemin siyasilerine giydiriyor.
Sadece siyasilere mi?
Yazdığı gazeteye de giydiriyor.
Öyle olunca…
Kendi gazetesine dahi giydirince patron odasına çağırıyor.
'Evladım n'oluyor sana? Bize sövüp sayıyorsun tamam da hükümete niye bulaşıyorsun. Ne yapacaksın, sen mi Başbakan olacaksın!' diyor.
Çetin Altan genç.
Kanı kaynıyor.
Patronun üzerine yürüyor.
'Olurum olurum, yasak mı var!' diyor.
Patron telaşlanıyor.
'Otur otur, bir kahve içelim,' diyor.
Kahve söylüyor.
Kahveden sonra, sırtını sıvazlayarak uğurluyor.
Sonra da Yazı İşleri Müdürünü çağırıp,
'Yahu bu çocuk manyağın teki. Başbakan olacağım diyor.'
***
Anadolu Gazetesinde yazdığım sıralar.
Hüsnü Arslan da Anadolu'da yazıyor o sıralar.
Gazetenin yemeğinde aynı masada, karşılıklı oturuyoruz.
'Önder Baloğlu'na iyi giydirmişsin!' dedi.
Haydaa!
Hiç aklıma gelmemişti 'giydirme' işi.
Üstadın hoşgörüsüne sığınıp kendilerine ara sıra takılıyordum.
Biliyordum ki üstadın yüreği geniştir.
Yazıdan da anlar.
İyi yazılmış bir yazı zehir dahi olsa yazıdan anlayana tat verir.
***
Hüsnü Arslan yazmış:
'Bu 'o hal' iyice canımı sıkmaya başladı.
O malum halden dolayı çıkarılan olağanüstü yasalar, bunlara dayanılarak gerçekleştirilen yasalar uyarınca alınıp, uygulanan hükümet kararları, devletin eylemleri, beni ilgilendirmez oldu. Benim derdim başka;
-O halin bizim gazeteye yansıması!
Günlük ve de olabildiğince güncel olması gereken yazı, saat 17.00'den önce Yazı İşleri sorumlularının eline ulaşacak. Niye;
-Sakıncalı bir şeyler yazarım da, gazetenin başı derde girer!' (Sakarya Gazetesi, 8 Ağustos 2016)
***
İyi giydirmiş!
Biz yazarlar böyleyizdir işte.
Gerektiğinde…
Giydiririz.
Kendi yazdığımız gazeteye dahi.
Hiç dinlemeyiz.
Nef'î babasını dahi hicvetmekten çekinmiyormuş.
Allah kalemlerimize Nef'î kuvveti versin.
Amen!