Trafikte gördüm.
Kırmızı, küçük bir araba.
Sağ şeritte gidiyor.
Yavaş, dikkatli…
Arka camın sol tarafında bir yazı asılı.
Kırmızı, kalp biçiminde bir sticker…
“Bebek var!”
Anne, bebeğini arka koltuğa, pusete yatırmış.
Kendi de direksiyona geçmiş.
Belki hastaneye götürüyor bebeğini.
Ama içinde bir korku.
Neden, kimden korkuyor?
Trafik canavarlarından.
Yersiz mi korkusu?
Değil!
Sağdan; yavaş, dikkatli bir şekilde giderken motorlu biri arabaların arasından çıkıp geldi.
Küt diye vurdu arabaya.
Sol taraftan.
Üzerinde, bebek var yazan kırmızı kalbin olduğu yerden.
Kim dinler “bebek var” uyarısını, annenin nezaketini, kırmızı kalbini?
Artırılan trafik cezaları bile durduramıyor trafik canavarlarını.
Trafik cezaları yüz bin liraları buluyor.
Dört yüz, beş yüz bin liralara kadar gidiyor.
Para cezası yetmiyor.
Ehliyetine el konuyor.
Ama kâr etmiyor.
Ehliyetsiz araç kullanmaya başlıyor.
Geçenlerde biri anlatıyor.
Motor kullanıyor bu.
Trafik, kaskı olmadığı için durduruyor bunu.
Ehliyet istiyor.
Ehliyet yok.
Ruhsat istiyor.
Ruhsat da yok.
Motorun sahibi?
Bilinmiyor.
O ondan almış, o ona satmış…
Arada yedi sekiz kişi var.
Plakası da yok motorun.
Polis kuşkulanıyor bunun davranışlarından.
Bir de alkol testi yapıyor buna.
Hiçbir şey yok ama alkol var!
Yani?
Yani devenin doğru bir yeri yok.
Öyle de öfkeli ki bizimki!
Veryansın ediyor.
“Bu kadar trafik cezası mı olur ya! Dünyanın cezasını yazdılar!” diyor.
Ülke Ortadoğu ülkelerine döndü.
Kırmızı ışıkta duruyorsun.
Aradan dereden sekiz on motorlu çıkıp geliyor.
Arabaların önüne diziliyorlar.
Ekmek parası diyeceksiniz belki ama…
Kurye falan…
Ama hepsi ekmek parası değil.
Bazıları, belki çoğu zevk belası.
Eğlence, hobi…
Bir kültürün gelip yerleşmesi…
Motorlu kazaların oranını, motor kullanıcılarının neden olduğu trafik keşmekeşinden kaynaklanan kazaların sayısını araştırmak lazım.
Böyleyken, genç bir annenin, kalp içindeki, “bebek var” uyarısının bir faydası olur mu?
Olmaz!
Hiçbir şeyin faydası olmaz.