Yazılı veya görsel basında hayvanlara yapılan eziyet ve işkence haberlerini daha ne kadar görmek zorunda kalacağız!
Yıllardır tartışılan ve bugün yarın meclise gelecek denilen ama bir türlü meclis gündemine alınmayan, yılan hikayesine dönüşen bir hayvan hakları yasa teklifi var.
Meri mevzuatımızda hayvanlarla ilgili olarak bir yasa mevcut aslında. 5199 sayılı yasa. Ama bu yasa hayvanı canlı değil mal olarak tanımlıyor. Ve hayvandan çok o 'MAL'ın sahibinin haklarını koruyor. Sahipsiz hayvanlarda sözde koruma altında. Yerel yönetimlerin de sorumlulukları var mevcut yasaya göre.
Peki belediyeler ne yapıyor… Vicdan sahibi olmayan, duyarsız yerel yöneticilerin sokak hayvanlarını toplayıp şehir dışında bir ormana veya boş bir araziye bırakarak ölüme terk ettiği ile ilgili haberler sürekli tekrarlanıyor. Hayvan barınaklarının hali içler acısı…
Mevcut yasanın 1. Maddesi ; - Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.
Bu yasaya aykırı eylemlerin yaptırımı ise sadece idari para cezası maalesef. Çünkü suç kabahat olarak tanımlanıyor.
Yeni hayvanları koruma kanununda hayvanların mal değil canlı olarak kabul edileceği ve hapis cezalarının öngörüleceği söyleniyor.
Yazılıp çizilene bakılırsa yeni çıkacak yasa da mükemmel bir yasa olmayacak. Korkarım bu kadar emeğe rağmen dağ fare doğuruyor. Yani beklentilerin son derece altında düzenlemeler gelecek gibi görünüyor.
Yasa kabahatler kanunu kapsamından çıkacak. Hayvanlara işkence yapanlara ya da hayvanlarla cinsel ilişkide bulunanlara 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası geliyor. Fakat suçun faili ne kadar yatacak ya da daha doğrusu cezaevine girecek mi? Hayvanın öldürülmesi fiilinin işkence suretiyle gerçekleşmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacak. Fakat öngörülen hapis cezasının alt sınırı 2 yıldan az olduğu için suçluların cezaevine girmesi çok zor. Daha vahimi ilk defa suç işleyen kişi 6 ay hapis cezası alınca adli para cezasına çevrilebilecek. Eğer ki beş yıl içinde tekrar hayvana karşı suç işlerse o zaman belki cezaevine girecek. Yani ilk suçu işlediği zaman (adli para cezası veya erteleme veya HAGB nedeniyle) örtülü af olacak. Hatta fail bu suçu, beş yıl içinde değil de altıncı yıl da işlemiş olsa ilk beş yıllık süreç geçmiş olduğundan, yeniden 6 ay hapis cezası alabilecek ve yine cezaevine girmeyecek.
Sokaktaki sahipsiz hayvanların toplanması önceki teklifte gündeme gelse de şimdi gündemde olan bu düzenlemede bu uygulamaya yer verilmeyecek.
Sahipli ve sahipsiz hayvan ayrımı kalkacak ve aynı cezalar uygulanacak. Hayvanlara karşı işlenen suçlar kabahat olmaktan çıkıp Türk Ceza kanununda suç olarak tanımlanacağı için suçu işleyenlerin mahkumiyeti halinde sabıka kaydına işlenecek. Tüm hayvanlara chip takılması zorunlu olacak.
Peki uzun süredir tartışılmasına ve Cumhurbaşkanının özellikle talimat verdiği bilinmesine rağmen neden bu yasa meclis gündemine alınmıyor. Farklı görüşler var bu konuda, Tarım ve Orman Bakanlığı bu yasaya yeteri kadar sahip çıkmıyor. Bir diğer iddia ise hayvanlarla ilgili olan tecavüz, öldürme, zehirleme gibi kötü fiiller o kadar fazla ki Adalet Bakanlığı bunun farkına vardı ve adliye mekanizmasının çökeceğini düşünüyor.
Hayvana karşı zulüm, davranış bozukluğunun tezahürü ve erken belirtisi, insanlara karşı işlenebilecek bir şiddet suçunun da ilk adımıdır.
Bu ülkede bu tür eylemlerin, sadece 'itin köpeğin' davası olmadığını, hayvanın mal değil can olduğunu, can taşıdığını, onun da yaşam hakkı bulunduğunu ilkokul yıllarından itibaren tüm insanlara anlatmalı ve toplumda yüksek bilinç ve farkındalık oluşturulmalı.
Sadece aile ve eğitim kurumları değil Diyanet işleri başkanlığı da bu konuda üzerine düşeni yapmalıdır. Din görevlilerin hem sayısı, hem de toplumun önemli bir kısmı üzerindeki etkisi düşünüldüğünde hayvan haklarının din ve vicdan bağlamında anlatılması hem dini hem insani açıdan çok faydalı olacaktır.
Kur'an-ı Kerim'in hiçbir ayetinde hayvanları aşağılayan ve hakir gören bir dilin ve üslubun kullanıldığına rastlamak mümkün değildir. Bilakis Kur'an-ı Kerim'de hayvanların da insanlar gibi birer topluluk olduğu ifade edilmektedir: 'Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.' (Enam, 6/38.)
Hatta Kur'an-ı Kerim'de teşbihler yapılmakta, ahlaki değerlerini yitiren insanların hayvanlardan daha aşağı düzeyde oldukları ifade edilmektedir. (Araf, 7/179.)
İslam'da hayvan haklarının, çok önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Hatta hayvan haklarına riayet edilmediği takdirde bu durum, dünyada toplumların helakine sebep olabileceği gibi ahirette de cehenneme girmeye neden olabilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de, (Allah'ın gönderdiği bir) devenin su içmesini, merada otlamasını engellediği ve bu deveye işkence ederek öldürdüğü için Salih peygamberin kavmi Semud'un helak olduğu belirtilmektedir.
Hayvanların konuşma, oy kullanma, şikayet etme ve dava açma imkan ve hakları yok. Fakat onlar buna rağmen sahipsiz de değil.
Peygamber efendimizin buyurduğu gibi 'Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah'tan korkunuz.'