İdeoloji tüm sosyal bilimlerde tarifi en zor kavramdır. Bunun nedeni politik yan anlamları ve günlük hayattaki kullanım çeşitliliğidir.

İdeoloji, ‘idea’ ve ‘-oloji’nin kaynaşmasından oluşur ve ‘fikirbilim’ anlamına gelir. Tıpkı ‘sosyo’ ve ‘-loji’ (toplumbilim) kaynaşması gibi.

‘İdea’ ise, hiçbir eksiği bulunmayan, tam ve mükemmel anlamındadır.

İdeolojinin bu anlamları ilk kez kullanıldığında, 1796 yılında böyleydi. Yani kök anlamlarına gönderme yapıyordu.

Marksist kuramcılar ise 20. yüzyılda ideolojiyi “yalan bilinç” olarak tanımlamışlarıdır.

Günümüzde ise, “politik inanç sistemi” veya “eylem yönelimli politik fikirler kümesi” olarak tanımlanır.

Konuya politik ve siyasi ideolojiler olarak baktığımızda mevcut toplumsal düzeni revize etmek veya muhafaza etmek ya da güçlendirmek ya da alt etmeyi hedefleyen politik fikirler kümesi olarak tarif etmek gerek.

Siyasi ideolojiler ise insanları örgütler ve siyasi eylemlere sevk ederler. Bunu başarabilmek için de peşindeki insanlara, toplumun nasıl olduğunu, nasıl işlediğini, nasıl olması gerektiğini anlatabilmek için toplumda ne gibi değişiklikler yapılması gerektiğini ikna edici bir dille anlatırlar.

Politik ve siyasi ideolojiler insanları belli sosyal yapılarda konumlandırır ve insanlar kendini o kimlikle ifade etmeye başlar. Ben sağcıyım veya ben solcuyum gibi. Daha da ayrıntıya girersek bir milliyetçi, kendi milletini tehdit eder gördüğü başka bir milletin üyelerine karşı nefret duyguları besler. Bir sosyalist sokakta gördüğü temizlik işçisine (işçi sınıfına) canı gönülden selam verir. Bir muhafazakâr geleneksel değerlerin yaşatılması için çaba harcar. Bir feminist, erkek egemenliğinin bir gün son bulacağını hep ümit eder ve bunun için mücadele eder. Çevreciler doğanın talanına karşı mücadele verir, hayvan severler hayvan hakları için.

Ancak toplum ve dünya değiştiğine göre, politik ve siyasi ideolojilerinin de bu değişime karşı kendilerini sürekli güncellemeleri gerekir. Ana temaları genelde pek değişmez, bunu hariç tutarsak bir gözüyle geçmişe, bir gözüyle geleceğe ve mevcut şartlara bakmak zorundadırlar. Eğer böyle davranmıyorlarsa ideoloji hastalığına yakalanması kaçınılmazdır.

Bu hastalıkların en başında da ideolojik körlük gelir. İdeolojik körlük; bir grubun ya da kişinin, benimsediğin ideolojiye öylesine sıkı sıkıya bağlanması nedeniyle, gerçekleri, alternatif görüşleri ve eleştirileri göremez hale gelmesidir. Yani sadece kendi inandığı fikri doğru sayarak, gerçeği görmeyi reddetmektir.

Bu körlerin ortak özelikleri, eleştiriye kapalıdırlar, kendi görüşü dışındaki fikirleri ret edeler hatta düşman bile ilan edeler.

Gerçekler önemsizleşir, bilimsel veri, tarihsel belge ve somut olaylar bile ret edilir.

Sürekli ayrımcılık üretir, biz ve onlar kargaşasını çıkarır.

Kendi hatalarını görmez, başkası yapınca eleştirir, kendi yapınca meşru hale getirmeye çalışır.

İşte durum böyle olunca da yerlerinde sayarlar ya da günden güne azalarak yok olmaya doğru ilerlerler, hatta kâğıt üzerinde bile kalma imkânları kalmaz.

Konunun başka bir yönü ise, aynı politik ve siyasi ideolojilerin farklı yorumlarından kaynaklanan ayrılmalar ve çatlamalardır.

Örneğin sosyalizmi savunan birçok siyasal partinin olması ve en sosyalist kendilerinin olduklarını iddia etmeleri gibi.

Ya da milliyetçiliği savunan yine birçok partinin olduğunu ve en iyi milliyetçi kendilerinin olduğunu iddia etmeleri gibi.

Başka bir örnek, muhafazakârlığı savunan birçok partinin olduğunu ve en muhafazakâr kendilerinin olduğunu iddia etmeleri gibi.

.

Sosyalistler, sendikalarda, derneklerde, kendi arkadaşlarını yönetici yapmaya çalışırlar ve kendi aralarında mücadele ederken işin özünü kaçırırlar, “küçük olsun benim olsun” anlayışı ile tabandan kopar giderler. Günden güne mevcutları da yitirirler.

Sosyalistlerin kendi aralarında, birlikte iş yapma kapasiteleri çok zayıftır.

Aynı yolu milliyetçiler de izlerler ama hareket alanları sosyalistlere göre dar olduğu için kendi içlerinde çok fazla mücadeleye girmezler.

Milliyetçiler, birlikte iş yapmak için çoğu zaman kendi aralarında anlaşabilirler.

Asıl savaş muhafazakârlar arasındadır. Birçok cemaati ele geçirmek için kendi aralarında kıyasıya, acımasızca savaşır ve rekabet ederler.

Birlikte iş birliği yapılabilecek çok alan olduğu için genelde anlaşırlar.

.

Tüm bunların ortak özelliği, ideolojik körlük hastalığına yakalanmış olmalarıdır. Yani halen 1796 yılında tanımlanan ideoloji tanımına takılı kaldıkları çok açık. Aradan geçen 229 sene içinde ideolojinin güncel tanımına ulaşmak için mevcut şartlara-koşullara göre yeni tutumlar belirlemek anlamında hiçbir olumlu yolun kat edilememesi bize bunu açıklıyor.

Öyle değilse, her şey “yalan bilinç”ten ibaret. O zaman tüm ideolojiler, post-koltuk kavgasından başka hiç bir şey değil!