Geçtiğimiz günlerde bir dostumun esnaf dükkanında oturuyorduk. İçeriye emekli bir büyüğümüz girdi. Beni televizyondan tanımış, ayaküstü sohbet etmeye başladık.
“Çalışmaya devam ediyorum” dedi.
Ben de gülerek, “Abi emekli olmuşsun, artık biraz dinlen. Bu kadar parayı ne yapacaksın?” diye takıldım.
Yüzündeki tebessüm kısa sürdü.
“Biz bu dünyaya çalışmaya gelmişiz” dedi.
Sonra annesinden başladı. 86 yaşında, Alzheimer hastası ve geçirdiği kısmi felç nedeniyle bakıma muhtaç hale gelmiş. Özel bir bakım merkezinde kalıyormuş. Aylık bakım ücretini söylediğinde bir an duraksadım.
75 bin lira…
“Nasıl çalışmayayım?” dedi. “Eşim de çalışıyor. Annemin dul maaşı da var. Her ay kılı kırk yarıyoruz”
İşte bazen tek bir cümle, sayfalarca rapordan daha fazla şey anlatıyor.
Sonra Odunpazarı Belediyesi’nin Dr. Nurten-Lütfü Yüksel Alzheimer Merkezi’ne başvurduklarını söyledi. O an bu merkezin neden önemli olduğunu bir kez daha anladım.
Çünkü Alzheimer sadece hastayı değil, bütün aileyi yoran bir hastalık. Fiziksel olduğu kadar ekonomik ve psikolojik bir mücadele de gerektiriyor. Özel bakım merkezlerinin ücretleri birçok ailenin altından kalkamayacağı seviyelere ulaşmış durumda.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bir sosyal hizmet merkezinin değeri yalnızca bina büyüklüğü ya da yatak kapasitesiyle ölçülemez. Ölçü, bir ailenin üzerindeki yükü ne kadar hafiflettiğidir.
BİR POŞETİN İÇİNDEN ÇIKAN İNSANLIK SINAVI

Ihlamurkent Mahallesi’nde yaşanan olay…
Ağzı bantlanarak poşetin içine konulan yavru bir kedi, çöp konteynerine atıldı.
Neyse ki duyarlı bir vatandaş konteynerden gelen zayıf sesi duydu, poşeti açtı ve kedinin ağzındaki bandı çıkararak onu hayata döndürdü.
Bu haberin en çarpıcı tarafı, kedinin kurtarılmış olması kadar, onu o hale getiren zihniyet…
Bir canlıyı ağzını bantlayıp çöpe atacak noktaya gelmek, yalnızca hayvana yönelik bir şiddet değildir; toplumdaki merhamet duygusunun ne kadar aşındığını da gösterir.
Elbette olayın sorumlularının bulunması gerekir. Ancak yalnızca faili aramak yeterli değil.
Bu tür olayların neden arttığını, çocukların nasıl bir çevrede büyüdüğünü ve şiddetin hangi noktalarda normalleşmeye başladığını da konuşmak gerekiyor.
Hayvan sevgisi, sadece hayvanları korumak anlamına gelmez elbette; vicdanı korumaktır.
AĞIR FATURA
Eskişehirspor’da açıklanan 618 milyon liralık borç, kulübün yıllardır taşıdığı yükün ne kadar büyüdüğünü bir kez daha ortaya koydu.
Listede yer alan futbolcu alacakları dikkat çekici. Özellikle Jerry Akaminko’nun 56 milyon liralık alacağı, futbolculara olan toplam borcun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Necati Ateş, Erkan Zengin, Berkay Dabanlı ve diğer isimlere olan borçlar da milyonlarca liraya ulaşmış durumda.
Burada asıl sorgulanması gereken konu, rakamların büyüklüğünden çok, bu sözleşmelerin hangi anlayışla yapıldığıdır.
O dönem alınan kararlar belki günü kurtarmak için atılmış adımlardı. Ancak bugün görüyoruz ki günü kurtarma çabası, kulübün geleceğini ipotek altına almış.
Üstelik kur farkı nedeniyle borçların her geçen gün daha da büyümesi, sorunun yalnızca geçmişte kalmadığını gösteriyor.
Eskişehirspor bugün sahada mücadele ederken, aslında yıllar önce yapılan hataların faturasıyla da mücadele ediyor.
KISSADAN HİSSE

I. Dünya Savaşı'nın ardından Sibirya'da esir kalan yaklaşık bin Türk askeri, Japon Yarbay Yukichi Tsumura'nın komutasındaki gemiyle vatanlarına dönmek üzere yola çıktı.
Yolculuk sırasında gemi Yunan makamlarınca durduruldu ve Türk esirlerin teslim edilmesi istendi.
Tarihi kayıtlara göre Yarbay Tsumura, bu talebi kabul etmedi. Gemi uzun süre baskı ve abluka altında tutulmasına rağmen, emanet edilen Türk askerlerini teslim etmedi.
Aradan bir asır geçti...
Bugün Türkiye'de Yarbay YukichiTsumura'nın adı, dostluk ve onurla anılıyor.
Emanete sahip çıkmak…
Tarih, gücü elinde bulunduranları değil; zor zamanda doğru olanı yapanları unutmuyor.