Antika bir gırgır modeli var. Hani şu elektrikli süpürge öncesi dönemin simgesi olan, yere bastırdıkça içindeki fırça dönüp kırıntıları toplayan metal kutu.

Gürültüsü az, işi ağır ama sabırlı bir alet. Bastırırsın, birikir. Bir daha bastırırsın, biraz daha toplar. Görünürde temizlik yapılır ama aslında mesele yüzeydir. Halının altına saklananı görmez.

O gırgır, günümüz politik, sosyal ve kültürel alanlarının tamamı açısından düşündürücü bir meta.

Bir dönem Türkiye’de yine Gırgır dergisi vardı. Çarşaf karakteri vardı. Politik mizahın dili sertti ama zekiydi. İktidarı, bürokrasiyi, haksızlığı alaya alarak anlatırdı. İnsanlar gülerken düşünürdü. Karikatür, çoğu zaman bir köşe yazısından daha fazla hakikat taşırdı.

Bugün ise mizahın kendisi değil ama hayatın kendisi gırgıra dönmüş gibi. Ciddiyetle konuşulması gereken meseleler, “gırgırına” muamelesi görüyor. İstasyon filminde Cüneyt Arkın ile Hülya Koçyiğit’in o meşhur sahnesinde geçen “gırgırına mı söylüyorsun?” repliği vardır. Oradaki hafiflik, bir duygunun ciddiye alınmamasıyla ilgilidir. Şimdi aynı soru, sanki bütün memlekete soruluyor:

Bizim yaşadıklarımız gırgırına mı?

Ekonomik buhran gırgırına mı?

Eşitsizlik gırgırına mı?

Avantacılık gırgırına mı?

Liyakat tartışması gırgırına mı?

Kamuda yaşanan adaletsizlikler gırgırına mı?

Bazen öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki her şey bir mizah malzemesi. Bir açıklama yapılıyor, ertesi gün başka bir açıklama geliyor. Dün doğru denilen bugün unutuluyor. Ciddiyet, yerini hafifliğe bırakıyor. Ama bu hafiflik masum değil. Bu, sorumluluğun üstünü örten bir hafiflik.

İşte burada o antika gırgır devreye giriyor.

Toplum olarak bastırıyoruz, çeviriyoruz, yüzeydeki tozu alıyoruz. Ama halının altındaki birikim orada duruyor. Mizah, hakikati açığa çıkarma aracı olmaktan çıkıp hakikati hafifletme aracına dönüşürse, temizlik yapılmış gibi görünür ama kir yerinde kalır.

Oysa Gırgır dergisi döneminde mizah, yukarıya doğru çalışırdı. Güçlü olanı hedef alırdı. Çarşaf, bürokrasiyi tiye alırken, yurttaşın yaşadığı sıkıntıyı görünür kılardı. Bugün ise çoğu zaman tersini görüyoruz: Güçlü korunuyor, eleştiri “abartı” denilerek küçümseniyor.

“Gırgır yapma” denilen bir toplum olduk.Ama belki de asıl mesele şu: “Ciddiyetini kaybeden bir yönetim anlayışı, yurttaşı gırgırın nesnesi haline getiriyor.”

Mizah kötüdür demiyorum. Aksine, en ciddi silahlardan biridir. Ama mizah, gerçeğin üstünü örtmek için değil, gerçeği açığa çıkarmak için kullanıldığında anlamlıdır. Gırgır, hakikati hafifletmek için değil, hakikati daha net göstermek için olmalıdır.

Evdeki o eski gırgırı düşündükçe şunu anlıyorum:

“Yüzeydeki tozu almak kolaydır.Asıl mesele, altındaki birikimi görmektir.”