58 gün boyunca hukuksuz biçimde cezaevinde tutulan Birtek-Sen Genel Başkanı Mehmet Türkmen, geçtiğimiz günlerdeki duruşmada beraat etti.

Türkmen, karar sonrası yaptığı açıklamada yalnızca kendi davasına değil, Türkiye’deki sınıfsal düzene işaret etti. “Gerçek adalet için sermaye yargılanmalıdır” dedi. Bu söz, sıradan bir politik slogan değil; bugün emekçilerin yaşadığı tabloyu özetleyen güçlü bir çıkıştı.

Buradan hareketle, AKP Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Ahmet Sivri’nin Eskart yüklemelerine ilişkin açıklamasını da sınıfsal boyutuyla ele almak gerekir. Sivri, tramvay kartı yüklemelerinde kredi kartı kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini savundu. Gerekçesi vatandaşın mağduriyet yaşamamasıydı.

Tam da burada durup düşünmek gerekiyor.

Çünkü burjuva siyasetinin “normal” kabul ettiği şey ile emekçilerin gerçekliği arasındaki uçurum giderek büyüyor. Bugün insanlar için ulaşım bile nakit parayla sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda. Kredi kartıyla tramvay kartı doldurabilmek artık teknik bir kolaylık değil; yoksulluğun süreklileştirilmesinin yeni biçimi haline geliyor.

Bir zamanlar kredi kartı olağanüstü harcamalar için kullanılırdı. Şimdi ise temel yaşam aracı oldu. Market alışverişi, faturalar, kira, çocuk masrafları derken insanlar artık gündelik hayatlarını borçla çevirmeye çalışıyor. Tramvaya binebilmek için bile kredi kartına ihtiyaç duyulan bir düzenin ortaya çıkması tesadüf değil; doğrudan doğruya uygulanan ekonomi politikalarının sonucu.

Ama burjuva siyaseti bu tabloyu bir toplumsal çöküş olarak değil, teknik bir hizmet problemi olarak görüyor. Çünkü sistem açısından mesele insanların neden yoksullaştığı değil; yoksulluğun nasıl daha “yönetilebilir” hale getirileceği.

İşte Mehmet Türkmen’in çıkışı tam da bu yüzden önemli.

Türkmen’in temsil ettiği sendikal çizgi, yoksulluğu “normal” kabul etmeyen bir hattı ifade ediyor. Türkiye’de uzun süredir emekçilerin yaşadığı ağır ekonomik tablo, çoğu zaman bireysel beceri sorunu ya da piyasanın doğal sonucu gibi sunuluyor. Oysa mesele bireysel değil, sınıfsal. İşçiler daha fazla çalışırken daha az yaşayabiliyor. Ücretler eriyor, borç büyüyor, güvencesizlik yaygınlaşıyor. Buna itiraz eden sendikacılar ise çoğu zaman baskıyla, soruşturmalarla ve tutuklamalarla karşı karşıya kalıyor.

Mehmet Türkmen’in 58 gün boyunca cezaevinde tutulması da bu tablonun parçasıydı. Ancak bugün beraat eden yalnızca bir kişi değil; emeğin onuru ve mücadele hakkıdır. Türkmen’in duruşu, emekçilerin yalnızca ücret pazarlığı yapan değil, toplumsal düzeni sorgulayan bir mücadele hattına ihtiyaç duyduğunu yeniden gösterdi.

Çünkü asıl mesele şudur: Bir toplumda tramvaya binebilmek için bile borçlanmak “normal” hale gelmişse, ortada yalnızca ekonomik kriz değil, siyasal ve ahlaki bir çürüme de vardır.

Burjuva siyasetinin normali tam da budur. Emekçinin onuru ise buna razı olmamaktır.