Bazen bir şehir hakkında kalın raporlar, büyük projeler ya da milyonluk yatırımlar değil; bir belediye veznesindeki beş dakikalık davranış daha çok şey anlatır. Benim için bu hafta tam olarak böyle oldu.

7 Ocak 2026 günü saat 8.30-9.00 sıralarında Tepebaşı Belediyesi’ne, satış işlemlerinde kullanılacak emlak rayiç değer belgesini almak için gittim. Emlak vergisi ödemesi yapılacağını bilmiyordum, yanımda ne kart ne nakit vardı. Zaten sorun değildi; mobil bankacılık üzerinden karekodla ödeyecektim. Sadece tutarı öğrenmem gerekiyordu ki arsa sahibine haber vereyim, gerekli aktarımı yapsın. Ama arsa sahibine de telefonla hemen ulaşamadım ne yazık ki…

Ne var ki Vezne 1’de görev yapan personel, bu son derece basit durumu olması gerekenden çok farklı bir yere taşıdı. Önünde yoğunluk yoktu, kimse acele ettirmiyordu. Fakat bir anda yükselen bir ses:

“Madem paran yok niye işlem yaptırıyorsun? Ben molaya çıkacağım, iptal ediyorum!”

Bunu tüm vezne duydu. Çevredeki insanların dönüp bakmasıyla büyütülmüş o anlık mahcup his, özellikle de kamu görevlisinin vatandaşı azarlayan tavrıyla birleşince ağır geldi. Bir memur tarafından küçük düşürülmek, inanın belgenin kendisinden daha fazla üzdü.

Konu emek olunca, her zaman işçiden, çalışanlardan yana hassasiyetimi korudum. Belediyede görev yapan herkesin zor şartlar altında hizmet verdiğini bilirim. Haklarını savunmak için bir ömür verdim. Buna rağmen karşılaştığım bu davranışın kırıcı olduğunu söylemeden geçemem.

Çünkü mesele kişisel değil, kültürel.

Devlet kapısı diye bildiğimiz yer, yurttaşın en çok huzur ve güven bulması gereken yer. Bir memur yurttaşa bağırmamalı. Bir kamu görevlisi kendisini karşısındakinin üzerinde görmemeli. Veznede, bankoda, gişede… İnsan onuru kimsenin molasına, keyfine, ses tonuna emanet olamaz.

Bu olumsuz tablo içinde, tam zıttı bir örneği de anmak boynumun borcudur. Ödeme sonrası belgeyi almak için geçtiğim birimde, Gişe 7’de görev yapan kadın çalışan, son derece nazik ve çözüm odaklıydı. Gereksiz tek kelime etmeden yardımcı oldu. Bir kamu kurumunda vatandaşa nasıl davranılması gerektiğini hatırlatan bir tavır sergiledi.

Aynı şekilde Belediye Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu’na durumu ilettiğimde, nezaketle geri dönüş yaptı, ilgili müdürlere ilettiğini belirtti. Bu yaklaşım “kamu görevi” dediğimiz şeyin hâlâ doğru yerlerde karşılık bulabildiğini gösterdi.

Benim anlatmak istediğim tam olarak şu:

Bir kurumun kalitesi, içindeki en kaba memur kadar düşer, en nazik çalışanı kadar yükselir.

Tepebaşı Belediyesi bu şehirde önemli bir sorumluluk taşıyor. Halkın karşısına çıkarılan her memur, bu sorumluluğun parçasıdır. Yurttaş kapıdan içeri girdiğinde azarlanmamalı; işinin görülmesi için saygılı bir iletişim kurulmalı. Kamu hizmeti dediğimiz şey, bir binanın duvarlarıyla değil, o binada çalışanların tutumuyla anlam kazanır.

Benim yaşadığım olay küçük bir ayrıntı gibi görülebilir. Fakat küçük ayrıntılar, koca yapının nereden çatladığını gösterir.

Umarım ki bu olay, yalnızca kişisel bir deneyim olarak kalmaz; kurum içinde de bir öz değerlendirmeye vesile olur. Çünkü hepimizin ortak ihtiyacı aynı:

Birbirine sesini yükseltmeyen, yurttaşı azarlamayan, saygıyı standart haline getirmiş bir kamu kültürü.

Ve inanın, bazen bir veznedeki beş dakikalık nezaket bile bir şehrin tamamına iyi gelir.