Türkiye’de kıdem tazminatı meselesi yıllardır tartışılıyor. Mevzuat hâlâ mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine dayanıyor.

Yeni yasalar çıktı, çalışma hayatı değişti ama kıdem tazminatı meselesi bir türlü çözülemedi. Çünkü sorun yalnızca yasal düzenleme değil, hak anlayışının kendisi.

Bugün bir işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için belirli koşullar gerekiyor. Kendi isteği dışında işsiz kalması, haklı nedenle istifa etmesi, emeklilik ya da bazı özel durumlar… Kâğıt üzerinde mantıklı gibi görünen bu şartlar, pratikte milyonlarca işçinin bu haktan yararlanamaması anlamına geliyor. Sosyal güvenlik verilerine bakıldığında işçilerin büyük çoğunluğu kıdem tazminatı alamadan işten ayrılıyor.

Bu tablo, sorunun işçiden değil sistemden kaynaklandığını açıkça gösteriyor.

Uzun yıllardır bu konuda yürüyen tartışmaların çoğu, mevcut hakkı koruma çabası etrafında şekilleniyor. Fon tartışmaları gündeme geldiğinde tepki yükseliyor, geri çekildiğinde konu unutuluyor. Oysa yalnızca savunmada kalmak yeterli değil. Asıl tartışılması gereken, kıdem tazminatının nasıl daha güçlü bir hak haline getirileceğidir.

Bugünkü sistemde kıdem tazminatı, işçinin işten ayrılma biçimine bağlanmış durumda. Oysa işçinin çalıştığı süre boyunca ürettiği değer, işten nasıl ayrıldığına göre ortadan kalkmaz. İstifa etmiş olması, o emeğin yok sayılması anlamına gelmez. Emek, iş sözleşmesinin sona erme biçimine göre silinmez.

Bu nedenle kıdem tazminatı, işten ayrılma biçiminden bağımsız bir hak olarak yeniden düşünülmelidir. İşçi hangi nedenle ayrılırsa ayrılsın, çalıştığı süre boyunca hak ettiği tazminatı alabilmelidir. Çünkü bu ödeme, işten ayrılmanın değil, çalışmanın karşılığıdır.

Bir diğer önemli sorun ise tavan uygulamasıdır. Bugün uygulanan kıdem tazminatı tavanı, uzun yıllar çalışan işçilerin emeğinin önemli bir bölümünün karşılıksız kalmasına yol açıyor. Otuz yıl çalışan bir işçinin aldığı tazminatın, hayatını yeniden kurmasına bile yetmemesi bu uygulamanın ne kadar sorunlu olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle kıdem tazminatında tavan uygulaması da yeniden tartışılmalıdır. Emek yıllarla ölçülürken, karşılığının sınırlandırılması hakkaniyetle bağdaşmaz.

Kıdem tazminatı meselesi yalnızca bir ücret hesabı değildir. Bu, iş güvencesiyle, emeğin değeriyle ve çalışma hayatının adaletiyle doğrudan ilgilidir. İşçinin geleceğe tutunma imkânlarından biridir.

Bugün yapılması gereken şey, bu hakkı daraltan değil, genişleten bir tartışmayı büyütmektir. Çünkü emekle kazanılmış bir hakkın gerçek anlamda hak olabilmesi için, herkesi kapsaması gerekir.

Kıdem tazminatı, işçinin geçmiş emeğinin karşılığıdır.Ve bu karşılık, koşullara değil emeğin kendisine bağlı olmalıdır.