Eskişehir’i anlatırken en çok kullandığımız cümlelerden biri şudur: “Türkiye’nin en güvenli, en yaşanabilir şehirlerinden biri…”
Yıllardır uluslararası listelerde kendine yer bulan, öğrencisiyle, kültürüyle, güvenli sosyal yaşamıyla örnek gösterilen bir şehrimiz var, ne mutlu bize!
Ama son zamanlarda yaşanan bazı olaylar var ki…
Bu tabloya hiç ama hiç yakışmıyor.
Dün bir davayı takip etmek için Sivrihisar’daydım. Belediye Başkanı Habil Dökmeci’ye yönelik tehdit ve hakaret davasının karar duruşması vardı. Davayı yerinde takip eden tek gazeteci olarak adliye çıkışında siyasilerle ve hukukçularla röportajlar yaptım.
ES TV’den yaptığımız canlı yayın ses getirdi.
Mahkeme, sanığa tehdit ve hakaret suçlarından hapis cezası verdi.
Ancak tutuklama kararı çıkmadı.
Duruşma sonrası Adalet Sarayı önünde yapılan açıklamalarda en çok dikkat çeken nokta,
sanığın, duruşma devam ederken bile sosyal medya üzerinden tehditlerini sürdürdüğü…
Bir belediye başkanından söz ediyoruz. Halkın oylarıyla seçilmiş bir kamu görevlisinden.
Elbette mahkeme kararlarına saygı duymak hukuk devletinin temelidir.
Ancak kamuoyunun aklında oluşan soruları da görmezden gelemeyiz.
Çünkü mesele sadece bir dava değil.
Gazeteciler de kolayca tehdit ve darp ediliyor
Bu şehirde son dönemde başka görüntüler de yaşandı.
Geçtiğimiz günlerde Atatürk’e yönelik hakaret içeren bir video nedeniyle gözaltına alınan ve ardından tutuklanan bir şahsın adliye çıkışı sırasında gazeteciler tehdit edildi.
Görevini yapan basın mensuplarına,
“Basın kartın var diye kurşun geçirmez değilsiniz”denildi.
Bu sözler kayıt altına alındı, olay anı sadece sosyal medyada on binlerce kişi tarafından izlendi...
Bir gazeteci için bundan daha vahim bir tablo olabilir mi?
İşin düşündürücü tarafı şehirden -gazeteci meslek örgütleri de dahil olmak üzere- kimsenin “gıkı” çıkamadı…
Biraz daha geçmişe gittiğimizde yine bir gazeteci, meslek büyüğümüz Hakkı Sağlam darp edildi…
Gazetecilik kamusal bir görevdir.
Basın mensupları adliyelerde, sokaklarda, meydanlarda görev yapar.
Ama görevini yaparken “kurşun geçirmez değilsiniz” diye tehdit edilebilmeleri, darp edilebilmeleri…
İşte bu noktada durup düşünmek gerek.
Eskişehir böyle bir şehir olmamalı.
İş insanlarının vurulduğu,
Adliye önlerinde gazetecilerin tehdit edildiği,
Belediye başkanlarına yönelik tehditlerin konuşulduğu bir şehir görüntüsü…
Bu kente yakışmıyor.
Çünkü Eskişehir başka bir kimliğe sahip.
Bu şehir yıllardır temeli Yunus Emre’ye kadar uzanan hoşgörüsüyle, güvenliğiyle, insanlarının birbirine duyduğu saygıyla anılıyor.
Üniversite öğrencilerinin ailelerine “Gözünüz arkada kalmasın” dedirten bir kent bizimkisi...
Tam da bu yüzden yaşanan her olayı daha dikkatle değerlendirmek zorundayız.
Hukuk devletinin en temel güvencesi, insanların adalete güvenmesidir.
Bir vatandaşın, bir iş insanının, bir gazetecinin, bir belediye başkanının, kısacası hepimizin…
Kendini güvende hissetmesi gerekir.
Adalet sadece mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da tecelli eder.
Eskişehir’in adı tehditlerle, şiddetle, korkuyla yan yana gelmemeli.
Bu şehir hala Türkiye’nin en güzel şehirlerinden biri.
Ve öyle kalması için hepimizin sorumluluğu var.
Çünkü Eskişehir’e yakışan şey korku değil…
Huzurdur.
Sivrihisar’da adliye çıkışında yaptığım röportajlarda dikkatimi çeken iki cümle vardı.
Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci, sorulara sakin bir ifadeyle cevap verdi.
“Kadere bırakıyoruz” dedi.
Bir hukuk devletinde bir belediye başkanının söylemek zorunda kaldığı bu cümle aslında hepimize bir şey anlatıyor.
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise daha farklı bir yerden baktı meseleye.
“Bir belediye başkanını devlet koruyamıyorsa, bu durumda kişi kendi güvenliğini kendisi mi sağlayacak?” diye sordu.
Belki de bugün Eskişehir’de konuşmamız gereken asıl sorun tam olarak bu…
Kıssadan Hisse
Adaletin en büyük gücü cezalandırmak değil, insanlara “güvendesiniz” duygusunu verebilmektir. O duygu zayıfladığında sadece bireyler değil, şehirler de huzurunu kaybeder.