Kaçıncı günündeyiz yeni yılın?
Üçüncü gününde mi?
Ne çabuk!
Yeni yıla girmeden yazmak gerekiyordu belki ama…
Yine de geç kalmış sayılmayız…
2026 yılı için bir yeni yıl yazısı da biz yazalım bakalım, yazabilecek miyiz?
***
Yılbaşı gecesini televizyondan izledim; insanlarda bir sevinç, bir heyecan…
Bazı genç kızlar, genç kadınlar, şimdiye kadar bir hayrını görmemiş olsalar da, kırmızı kıyafetler giymişler.
Kırmızı şapka, kırmızı kazak, kırmızı mini etek…
Hava da nasıl soğuk; hafif hafif, ince ince, buz gibi bir kar yağıyor.
Dondurucu havaya rağmen insanlar sokaklarda, şehir meydanlarında.
Kalabalıkların çoğunluğunu kızlı erkekli gençler oluşturuyor.
Ne güzel.
Eğleniyorlar.
Zararsız, masum, mütevazı bir eğlence.
***
Bu sırada sokak röportajı yapan bir muhabir, kalabalıktan biraz uzakta duran bir gence mikrofon uzatıyor.
“Yeni yıldan beklentileriniz neler?” diye soruyor.
“Hiçbir şey beklemiyorum!” diyor genç.
Hemen ekliyor arkasından.
“Ben yılbaşı falan da kutlamıyorum. Gavur icadı bunlar!”
Haydaa!
Bir kere sana bunu soran yok!
Sonra, yılbaşı kutlamıyorsan orada ne yapıyorsun?
Kalabalığı kesiyor, içindeki kin ve nefretle!
Ve bu insan henüz daha yirmili yaşlarında.
Hayatın sonu mu gelir içini dolduran bu kin ve nefret duygusuyla?
Sonra, yılbaşı kutlasan ne yapacaksın ki?
Biraz hoplayıp biraz zıplayacaksın.
Öylesine…
Ve sonra milyonlarca yıl, belki de milyarlarca yıl olduğu gibi zaman gece yarısına gelip dayanacak.
Ve sen de, işte o şekilde, yeni bir yıla gireceksin.
Hepsi bu.
Mesela ben de yılbaşı kutladım sayılmaz.
Şarap aynı şarap, kadeh aynı kadeh.
Zaten, bir iki yıl oluyor; oradan buradan topladığım, bazılarını antikacılardan aldığım o eşsiz şarap kadehlerini eşim toplayıp atmış.
Geriye kalan, mutfak dolaplarının arkalarına sakladığım bir iki şarap kadehi…
Hayat da aynı hayat!
Akşam yemeğinden sonra, her zamanki gibi biraz kitap okudum.
Kitap okurken müzik dinledim.
Edebiyat dergilerinden birinden geri dönen bir öyküyü yeniden yazmaya çalıştım.
İlerleyen saatlerde de yeni yıla girmeden bir iki kadeh şarap içtim.
Ucuz market şarabı.
Ne kadar ucuzsa o kadar iyi!
Felsefem bu yönde!
Daha pahalısına lüzum yok.
Değmez!
Altın kadehlerde, yakut rengi şaraplar içsen ne olacak?
Önemli olan içtiğin şarabın da yaşadığın hayatın da tadına varmak.
Her şeye rağmen insanları…
Güzel kızları mesela…
Hayatı, yaşamayı sevmek.
Seksen yaşını geçmeyi…
Doksana doğru yol almayı başarmışsan…
Ve hala bir iki kadeh şarap içebiliyorsan…
Tamam işte!
Başka ne olacak ki?
Öyle, gavur icadı falan dersen her şeye…
Hayatı kendine de çevrendekilere de çekilmez hale getirirsin.