7 Haziran akşamı Türkiye'nin yüzünde beliren gülümseme, iyi niyet ve geleceğe umutla bakan gözler yerini, 1 Kasım akşamı şaşkınlık, dağınıklık ve umutsuzluğa bıraktı…
7 Haziran'da, partilere ülkeyi birlikte yönetmek konusunda talimat veren halkın iradesi, karışıklığa getirilip yerini erken genel seçim kararına bırakınca; halk belki de orada kararını vermişti…
MHP Genel Başkanının daha seçim gece yarısı olmadan partisinin önünde yaptığı konuşma, 1 Kasım akşamının nemenem bir sonuç yaratacağının ilk işaretiydi…
MHP'nin anlaşılmaz tavrını TBMM Başkanlık seçiminde de sürdürmesiyle AKP şunu anlıyordu; (elbette aynı zamanda halk da) 'bunlar ben olmadan hiçbir şey yapamazlar…'
AKP'nin 'kendisi olmadan hiçbir şey olmayacağını' fark etmesinin ardından Türkiye geri dönülmez bir yola girdi…
AKP,
Bütün arzusu Anayasayı tek başına değiştirecek 367 milletvekiline sahip olmakken, tek başına iktidar olma şansını bile elinden alan 7 Haziran seçimini yeniden yapma kararını aldıktan sonra, 1 Kasım seçim sonuçlarını yeniden kendi lehine çevirmenin hesaplarını ve planlarını yapmaya başladı…
***
O planların neler olduğunu elbette bilmiyoruz…
Ancak ne hikmetse,
20 Temmuz'da Suruç'ta meydana gelen patlamanın ardından ülke gündemi birden geriliyor, terör örgütüne karşı amansız bir karşı atak gerçekleştiriliyordu…
Elbette karşılık gecikmedi…
Türkiye gözle kaş arasında ateş, barut ve kan kokusuna büründü…
Ve 10 Ekim Ankara…
Tren garının önünde…
102 kişinin can verdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı Cumhuriyet tarihimizin en büyük ve en kanlı katliamı…
Görüntüler o kadar büyük bir dehşet yaratmıştı ki, insanlar uzun süre kendilerine gelemediler…
Ve insanların bütün öncelikleri değişiverdi…
Aynı zamanda korkuları da…
Partiler miting yapmama kararı aldı, yaptıkları mitinglere de halk fazlaca itibar etmedi…
***
Sonuçta,
7 Haziran akşamı insanların yüzlerindeki umut, 1 Kasım'da bir çeşit paranoyaya, bir çeşit yaşam endişesine dönmüştü…
Ve insanlar, bu psikolojiyle gittikleri sandıkta tercihlerini 'en güçlü konumda olandan yana' kullandılar…
***
Sonuçta AKP kazandı…
Hem Türkiye'de, hem Eskişehir'de…
Bunu görmezlikten gelmenin anlamı yok…
Eskişehir'de oylarını 196 binden 232 bine çıkardılar…
CHP aynı yerde kalırken,
En büyük darbeyi tüm ülkede olduğu gibi Eskişehir'de de MHP yedi…
90 binden 68 bine düştüler…
Bu düşüş onlara sahip oldukları tek milletvekilliğini de kaybettirdi…
Bu, yalnızca Eskişehir'e ait bir özellik değildi elbette, MHP'nin bütün yurtta başına gelen şey buydu…
80 olan milletvekili sayıları yarı yarıya azalarak 40'a indi…
***
Sonuçta,
CHP'nin 7 Haziran'da Eskişehir'de 69 yıl sonra kazandığı birinciliği yalnızca 5 ay sürdü…
AKP birinciliği geri aldı…
CHP ile AKP arasındaki bu birincilik yarışında asıl belirleyici olanın MHP olduğunu kimse unutmamalı…
CHP ve CHP'liler kendi özeleştirilerini yaparken, bu faktörü asla göz ardı etmemeliler…
Kendilerini kandırmaya çalışmadan elbette…