Yeni Parti’de Odunpazarı İlçe Başkanlığı yarışı artık iki adaylı bir seçime dönüşmüş durumda.

Kurucu İlçe Başkanı Rahmi Çınar yeniden adaylığını açıkladı.

Karşısında ise Avukat Emine Cevahir Çalıkuşu Yazıcı var.

27 Eylül’de yaklaşık 3 bin 700 üye sandığa gidecek ve Odunpazarı örgütünün önümüzdeki dönemine ilişkin tercihini ortaya koyacak.

Buraya kadar her şey son derece demokratik.

Zaten seçimin anlamı da bu.

Adaylar çıkar, kendilerini anlatır, üyeler karar verir.

Fakat benim bu yarışta özellikle üzerinde durduğum bir nokta var:

Siyasi örgütlerde emek ve hafıza ne kadar önemli?

Rahmi Çınar’ı Eskişehir siyasetini takip edenler yeni tanımıyor.

Uzun yıllardır siyasi mücadelenin içerisinde.

Partisinin iyi gününde de kötü gününde de sahada olmuş bir isim.

Seçim zamanı mahalle mahalle dolaşmış, sandık süreçlerinde çalışmış, örgütün yükünü taşımış.

Özellikle siyasetin zor dönemlerinde ortada olmak önemlidir.

Çünkü siyaset yalnızca adaylık açıklamasının yapıldığı gün, kalabalık salonlarda çekilen fotoğraflardan ibaret değil.

Bazen kimsenin gelmediği toplantıya gitmektir.

Bazen seçim kazanılamayacağını bile bile sandığın başında beklemektir.

Bazen parti tabelasının altında birkaç kişinin kaldığı dönemde bile mücadeleyi sürdürmektir.

Rahmi Çınar’ın siyasi geçmişine baktığımda benim gördüğüm taraf bu.

Emine Cevahir Çalıkuşu Yazıcı ise adaylığını açıklarken geçmişte CHP gençlik kollarında ve seçim güvenliği çalışmalarında yer aldığını, Yeni Parti’nin kuruluşuyla birlikte yeniden aktif siyasetin içerisinde olmayı tercih ettiğini anlattı. Ayrıca üyelerin iradesiyle şekillenen bir yapı istediğini ve “kimsenin adayı” olmadığını özellikle vurguladı.

Dolayısıyla iki adayın da kendisini anlatacağı bir yarış var.

Ancak doğal olarak üyeler şu soruyu da soracaktır:

Bu örgütün bugüne gelmesinde kim, nerede durdu?

Bence seçimlerin en sağlıklı ölçülerinden biri budur.

Çünkü parti içi demokrasi yalnızca yeni isimlerin önünü açmak değildir.

Aynı zamanda yıllardır verilen emeğin, örgüt hafızasının ve sahadaki karşılığın da üyeler tarafından değerlendirilmesidir.

Kadın Dayanışması Başka, Örgüt Yarışı Başka

Son günlerde Odunpazarı’ndaki yarışla ilgili çeşitli siyasi kulisler de konuşuluyor.

Bazı seçilmiş isimlerin, dernek yöneticileri ve parti çevreleriyle görüşerek Emine Cevahir Çalıkuşu Yazıcı lehine destek istediği yönünde iddialar var.

Bunun altını özellikle çizelim:

Bunlar şu aşamada doğrulanmış bilgiler değil, siyasi kulislerde dile getirilen iddialar.

Nitekim Çalıkuşu Yazıcı da kamuoyuna yaptığı açıklamada herhangi birinden kendisi için destek istemediğini ve bağımsız hareket ettiğini söylüyor.

Ama tartışmanın başka bir tarafı daha var.

Eğer bu yarış “kadın aday desteklenmeli” şeklinde bir dayanışma zeminine oturtulacaksa, bence bunun üzerinde düşünmek gerekir.

Kadınların siyasette daha fazla yer alması elbette önemli.

Kadınların parti yönetimlerinde, belediye meclislerinde, milletvekilliğinde ve karar mekanizmalarında daha güçlü temsil edilmesi gerektiği de tartışmasız bir ihtiyaç.

Ancak parti içi bir seçimde adayların değerlendirilmesinde cinsiyet tek başına ölçü olmamalı.

Çünkü bunun karşı tarafında yıllarını örgüt mücadelesine vermiş başka bir aday varsa, üyelerin öncelikle iki ismin birikimine, örgüt içerisindeki emeğine, sahadaki karşılığına ve nasıl bir yönetim vaat ettiğine bakması gerekir.

Böylesi hem kadın aday açısından hem de diğer aday açısından daha adil olur.

Bir kadın adayın başarısını yalnızca “kadın dayanışmasına” bağlamak zaten o adayın kendi siyasi iddiasını da küçültür.

Bir erkek adayın yıllardır verdiği emeği yalnızca karşısında kadın bir aday bulunduğu için ikinci plana atmak da başka bir adaletsizlik üretir.

Sandık varsa, ölçü de liyakat, emek ve örgütsel karşılık olmalı.

Rahmi Çınar’ın bu yarıştaki en belirgin özelliği uzun süredir örgütün içerisinde olması.

Bunu “otomatik olarak seçilmesi gerekir” şeklinde okumak doğru olmaz.

Çünkü siyasette geçmiş emek önemlidir ama tek başına yeterli değildir.

Üyeler aynı zamanda bugünü ve yarını da değerlendirecektir.

Çınar’ın yeniden aday olurken mevcut ekibinin büyük bölümünü koruyacağını söylemesi, mahallelerde, esnafta, sivil toplum kuruluşlarında ve meslek örgütlerinde çalışmayı sürdüreceğini açıklaması onun süreklilik iddiasını gösteriyor.

Çalıkuşu Yazıcı ise daha kapsayıcı bir örgüt modeli, üyenin karar süreçlerinde daha etkili olması ve farklı kesimlerin temsil edilmesi gerektiğini savunuyor.

Ortada aslında üyeler açısından oldukça açık bir tercih zemini var.

Bir tarafta uzun yıllardır örgütün içerisinde bulunan, kurucu ilçe başkanlığı görevini sürdüren ve mevcut yapının devamını isteyen Rahmi Çınar…

Diğer tarafta farklı bir yönetim anlayışıyla göreve talip olduğunu söyleyen Emine Cevahir Çalıkuşu Yazıcı…

Kararı 27 Eylül’de Yeni Parti üyeleri verecek.

Benim açımdan bu yarışın en önemli tarafı ise şu:

Siyasi partilerde yıllarca taşın altına elini koyan insanların emeği unutulmamalı.

Yeni isimler elbette çıkmalı.

Rekabet olmalı.

Sandık kurulmalı.

Ama örgüt hafızası da siyasetin en kıymetli sermayelerinden biridir.

27 Eylül’de sandığa gidecek üyelerin önündeki mesele yalnızca iki isim arasından seçim yapmak değil.

Bir anlamda şu soruya da cevap verecekler:

Siyasette geçmişte verilen emeğin bugünkü karşılığı ne kadar olacak?

ÜYEYİ DE OYUNUN İÇİNDE TUTMAK GEREK

Yeni Parti, Eskişehir’de teşkilatlanma sürecini alışılmış parti kongresi düzeninden biraz farklı yürütmeye çalışıyor.

Tepebaşı’nda 2 bin 133 üyenin oy kullanma hakkının bulunduğu delege seçimlerinde 400 delege belirlendi. Şimdi ise gözler 26-27 Eylül’de yapılması planlanan ilçe başkanı ön seçimine çevrildi.

Tepebaşı Kurucu İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım’ın ES TV’de anlattığı sistemde dikkatimi çeken iki nokta var.

Birincisi, başkan belirleme sürecinde üyeyi doğrudan sandığın içine çekme çabası.

İkincisi ise mahalle bazlı örgütlenme modeli.

Aslında ikinci başlık, ilkinden daha önemli olabilir.

Çünkü parti içi demokrasiyi yalnızca seçim günü kurulan sandığa indirgerseniz, birkaç saat oy kullanılır, sandık kaldırılır ve eski düzene devam edilir.

Asıl mesele üyeyi seçimden seçime değil, sürekli sistemin içinde tutabilmek.

Yıldırım’ın anlattığı mahalle modelinde yönetim kurulu üyelerine ikişer, üçer mahalle verilmesi; meclis üyelerinin belirli bölgelerle daha yakın ilgilenmesi ve mahalle meclislerinde sorunların doğrudan konuşulması hedefleniyor.

Mahalle toplantısında konuşulan sorun bir sonraki toplantıda yeniden mi konuşulacak, yoksa çözüm için bir yerlere taşınacak mı?

Bence bu sistemin başarısını bunlar belirleyecek.

Çünkü bugün Türkiye’de siyasi partilerin en önemli sorunlarından biri, genel merkez ile vatandaş arasındaki mesafenin giderek açılması.

İl teşkilatı ilçeyi, ilçe yönetimi mahalleyi, mahalle temsilcisi de sokağı gerçekten dinlerse siyaset aşağıdan yukarı doğru işlemeye başlar.

Aksi durumda isimler değişir ama yöntem değişmez.

Yeni Parti Tepebaşı’ndaki ön seçim bu nedenle yalnızca “Kim ilçe başkanı olacak?” sorusundan ibaret görülmemeli.

Sandığın ertesi günü ne olacağı daha önemli.

Eğer üyeler yeniden evlerine, yöneticiler yeniden parti binasına çekilirse yapılan seçim güzel bir görüntü olarak kalır.

Ama mahalle örgütlenmesi gerçekten işler, üyeler karar mekanizmasının içerisinde tutulursa ortaya daha farklı bir teşkilat modeli çıkabilir.

26-27 Eylül’de sandıktan bir başkan çıkacak.

Asıl sınav ise sandık kaldırıldıktan sonra başlayacak.

ARTIK SADECE ÜÇ PUAN DEĞİL

Eskişehirspor için sezonun henüz başındayız.

Ama bazen ligin dördüncü haftasında oynanan bir karşılaşma bile sezonun geri kalanındaki havayı değiştirebilir.

Balıkesirspor maçı tam olarak böyle bir noktaya geldi.

Önce Uşakspor deplasmanında 2-2’lik beraberlik...

Ardından Bigaspor karşısında alınan 3-0’lık mağlubiyet.

Şampiyonluk hedefiyle sezona başlayan bir takım açısından iki haftada kaybedilen 5 puan küçümsenecek bir tablo değil.

Hele şimdi karşıda lider Balıkesirspor varsa...

Aradaki fark 5 puan.

Matematik çok açık.

Eskişehirspor kazanırsa fark 2 puana inecek ve son iki haftada bozulan hava bir anda değişebilecek.

Kaybederse fark 8 puana çıkacak.

Daha dördüncü haftada hiçbir sezon bitmez elbette.

Ancak şampiyonluk hedefleyen takımların bazı maçları vardır; puan cetvelindeki değerinden daha fazlasını ifade eder.

27 Eylül’deki Balıkesirspor karşılaşması da onlardan biri.

Ben özellikle Bigaspor mağlubiyetinin skorundan çok yarattığı etkiyi önemsiyorum.

Eskişehirspor camiası uzun yıllardır alt liglerden çıkabilmek için mücadele ediyor.

Geçen sezon yaşananların ardından bu sezon beklenti çok daha yüksek.

Dolayısıyla bu şehir artık yalnızca “iyi mücadele ettik” cümlesini değil, sonuç görmek istiyor.

Şampiyon olmak isteyen takım da zaman zaman kötü oynayabilir.

Puan kaybedebilir.

Deplasmanda mağlup olabilir.

Bunların hepsi futbolun içerisinde var.

Fakat şampiyonluk adayını diğerlerinden ayıran şey, düştükten sonra verdiği reaksiyondur.

Eskişehirspor’un önündeki soru da tam olarak bu:

Bigaspor mağlubiyeti bir yol kazası mıydı, yoksa daha büyük bir sorunun işareti mi?

Bunun ilk cevabını Balıkesirspor maçında alacağız.

Üstelik Eskişehirspor bu önemli karşılaşmada taraftar desteğinden de yoksun olacak.

Yani futbolcular açısından bahanenin değil, sorumluluğun öne çıkacağı bir 90 dakika var.

Bu maçta mesele güzel futbol oynamaktan önce yeniden güven kazanmak.

Soyunma odasının kendisine güvenmesi...

Şehrin takıma güvenmesi...

Ve rakiplere “Eskişehirspor hâlâ burada” mesajının verilmesi.

Sezon uzun.

Telafi edilecek çok puan var.

Ama şampiyonluk yarışında sürekli “nasıl olsa telafi ederiz” denilerek de yol alınmaz.

Bazı maçlarda hesap basittir.

Balıkesirspor karşılaşması da onlardan biri:

Eskişehirspor’un yeniden ayağa kalkması gerekiyor.

KISSADAN HİSSE

Machiavelli’nin insan ve güç ilişkilerine bakışında önemli bir gerçek vardır:

İnsanları yalnızca söyledikleri sözlerle değil, çıkarlarının değiştiği anda yaptıklarıyla tanırsınız.

Herkesin iyi niyetli olduğunu düşünmek erdem olabilir.

Fakat herkesin sizin kadar iyi niyetli davranacağını düşünmek saflıktır.

Hayatı yalnızca olması gerektiği gibi okuyanlar sık sık şaşırır.

Olduğu gibi okuyabilenler ise daha az.

Çünkü bazen en tehlikeli hamle karşınızdakinin yaptığı değildir.

Sizin, “O bunu yapmaz” diye düşünmenizdir.