Dürüst olabilsek…
Kendimize karşı hiç değilse.
O zaman iyiyle kötüyü…
Güzelle çirkini…
Kaba olanla estetik olanı ayırt edebiliriz.
***
Dürüst olabilsek…
Hiç değilse kendimize karşı.
O zaman iktidarsızlıktan mustaripken…
Erkekliğimizin gücüyle övünmezdik.
'Amerikan Pastası' filmini hatırlıyor musunuz?
Sert bir mizacı vardı babanın.
Oğlunun eşcinsel olduğundan kuşkulanıyordu.
Bu yüzden de oğluna kötü davranıyor ve ona şiddet uyguluyordu.
Filmin sonunda ise…
Babanın eşcinsel eğilimleri olduğu ortaya çıkıyordu
Ne gizler…
Ne sırlar taşırız içimizde.
Kendimize bile itiraf edemeyiz.
Kendimiz karşısında bile dürüst olamayız.
Bir dürüst olabilsek…
***
Tehlikeli konulardan söz ediyorum değil mi?
Pek çok insana ulaşan bir gazete için hayli ağır bir yazı.
Ağır bir konu.
Komşumuz ne der sonra!
Ne düşünür hakkımızda.
Kızımız.
Kardeşlerimiz.
Uzak yakın akrabamız…
'Ahlaksız!'
Ne üzücü.
***
Oysa yazacağım sadece şuydu.
Bir insan olarak.
Kendine…
Ve kendi içinde, içinde yaşadığı topluma karşı dürüst olma savaşı veren biri olarak yazacağım sadece şuydu:
Genç, güzel bir kız.
V yaka, üzerine yapışan tişört…
Tişörtün v noktasında yer alan tek bir kuş dövmesi.
Kuşlar boynuna doğru ilerledikçe iki, üç, beş…
Çoğalıyor.
***
Güzel olan gerçekler değil hayallerdir.
Biz bu yazıları o güçle yazıyoruz.
Hayal dünyamızda her birimiz ünlü, ölümsüz bir köşe yazarıyız!...
Sanırım kuşlar o genç, güzel kızın göğüslerinin arasından havalanıyordu.
Özgürlük için.
Özgürce uçmak için.
Biz de başarabilsek bunu.
Özgürce uçabilmeyi.
Bir başarabilsek.
Özgürce yaşayabilmeyi.
Bir başarabilsek.
Özgürce yazabilmeyi.
Bir başarabilsek...