Tatile giderken herkes bir telaş içinde eşyalarını hazırlar.
Bavulları zorlayan...
“Bavul da bavulmuş ha!” dedirten kıyafetler...
“Masa da masaymış ha!” mıydı o?
“Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.”
Tatil dedin mi iş değişir.
Adam uzak uzak durur.
Bavulu dolduran…
Tatile götürülecekleri hazırlayan kadın olur.
Kadın da…
Allah ne verdiyse…
Doldurur bavulu.
Gece kıyafeti…
Gündüz kıyafeti…
Her güne ayrı bir bikini…
Haklarını yememek lazım.
Bavulu kucaklayıp,
“İnsaf yahu, kamyon mu bu?” diye söylenerek arabanın bagajına yerleştirecek…
Otelin merdivenlerine, asansörüne;
“Yere koyma, yere koyma!” çığlıkları arasında taşıyacak olan adamın atleti, donu da bavulun bir köşesine sıkıştırılır.
Sonra zorla kapatılır bavul, valiz, çanta...
Eskiden bir de kitaplar vardı.
Tatilde…
Deniz kenarında…
Şezlonga uzanıp okumak üzere alınan kitaplar.
Kitap okuma alışkanlığı olmayanlar…
Bütün yıl bir tek kitap okumamış insanlar bile tatilde okumak için kitap yerleştirirdi bavulların…
Eşyaların arasına.
Artık tatile götürülecekler arasında kitaplar yok.
Ben de belki son kez götürdüm.
Dört beş kitap…
Bavulların dış ceplerine yerleştirip.
Gelecek yıl götürür müyüm?
Bilmiyorum.
Çünkü…
Deniz kenarında benden başka kitap okuyan yoktu.
Öyle olunca insan kendini biraz tuhaf hissediyor.
Sanki herkes kendine bakıyormuş gibi…
Parmakla gösteriliyormuş gibi…
Sosyal medya kullanmayı…
Selfi yapmayı…
Hikaye, reel video paylaşmayı…
Cep telefonunda oyun oynamayı…
Oyunda adam öldürmeyi bilmeyen yaşlı…
Bunak…
Eski kafalı biri gibi hissediyor insan kendini.
Neyse…
Daha fazla uzatmayalım.
Edip Cansever’in,
“Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu” dediği gibi…
Aklımızda olup biteni koyduk işte ortaya.
Daha fazla sitem etmeye lüzum yok.
Son bir şey daha söyleyip bitirelim yazıyı:
Oysa neler feda etmedik kitaplar uğruna?
İnce uzun bacaklarıyla, bir kuğu gibi süzülerek sahili bir baştan bir başa adımlayan genç, güzel kadınları görmedi, ferini kitap sayfalarında yitiren gözlerimiz.