Geçenlerde arabayla bir yerden geliyorum.

Sultan da var yanımda.

Sabah saatleri…

İnanılmaz bir trafik var.

Dur kalk, dur kalk…

En sonunda kavşağın birinde trafik kilitlendi.

Hindistan trafiğine döndü.

Kimi sağdan kimi soldan…

Korna sesleri datdat…

Aradan dereden gelip arabasının burnunu en öne sokanlar kadar uyanık…

Yüzsüz…

Utanmaz olamadığımız için bekliyoruz.

Beklerken kavşağın çaprazındaki, caddeye bakan duvarı boydan boya cam olan bir mahalle kahvesini gösterdi Sultan.

“Bu adamlar ne yapıyorlar burada, sabahın bu saatinde?” dedi.

“Yapay zeka destekli uçak motoru geliştiriyorlar!” dedim.

Göç alan kenar mahalle…

Doğru dürüst bir eğitimi…

İşe yarar bir mesleği olmayan işsiz güçsüz takımı…

Ya da basit, gündelik, denk geldikçe çalıştığı işlerle kıt kanaat hayatını sürdürmeye çalışan insanlar…

Üçer beşer masaların etrafına toplanmışlar oyun oynuyorlar.

Öğlene kadar buralarda siftinirler.

Öğlen, cebinde para varsa iki adım ötedeki pideciden pide, lahmacun yiyip geri damlarlar mahalle kahvesine.

Kahvehane kültürü bizde çok eski, köklü bir kültürdür aslında.

Sadece; evden kovulan işsiz güçsüz takımının toplanma yeri de değildir.

Mesela Orhan Kemal’in İkbal Kahvesi meşhurdur.
Her sabah saat dörtte kalkıyormuş Orhan Kemal.
Saat dokuza kadar o ünlü romanlarını yazıyormuş.
Dokuzda, sabahın o saatinde, İkbal Kahvesine gidiyormuş.
İşe gider gibi...
Yaz, kış...
Yağmur, çamur demeden.
Neden?
Orhan Kemal, toplumcu gerçekçi bir yazar.
Mahalle kahvesini; halkın, toplumun içinde olmak olarak görüyor.
“Yazmak için yaşamak, duymak, halkı algılamak gerekir. Bir yazı için çok gereklidir halkın içinde kalabilmek...” diyor.
“Cimri”nin yazarı, Harpagon’un yaratıcısı Moliere’in berber koltuğuna oturup bütüngün yoldan gelip geçen insanları gözlemlemesi gibi bir şey Orhan Kemal’inki.
Orhan Kemal için İkbal Kahvesi...
Sonraki yıllarda müdavimi olduğu diğer mahalle kahveleri sadece gözlem yeri...
Halkın içinde olma yeri de değildi.
Bir tür buluşma, sohbet, söyleşi yeriydi.
Yaşar Kemal, Sait Faik, Orhan Kemal...
Ve diğerleri...
Bu kahvelerde bir araya gelirlerdi.
Salah Birsel de “Kahveler Kitabı”nda İstanbul’un mahalle kahvelerini...
Bu kahvelerdeki yazarlar, şairler arasındaki edebiyat sohbetlerini anlatır.
Sait Faik hikayeci.
Çehov tarzı durum hikayesinin bizdeki öncüsü.

O da hikayelerinde anlatmış mahalle kahvelerini.

“Mahalle Kahvesi” adlı hikaye kitabındaki hikayelerde, çocukların işsiz babalarını arayıp buldukları yerler olarak anlatmış mahalle kahvelerini.

Çok şey değişti o günlerden bu günlere.

Mahalle kahvelerinin yerini; büyük, yarım litrelik karton bardaklarda melankolik bir havada pahalı kahveler içilen kafeler aldı.

Mahalle kahveleri sadece; yoksul, işsiz güçsüz, doğru dürüst eğitimi, işe yarar bir mesleği olmayan insanların yaşadığı, göç alan mahallelerde kaldı.

Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Sait Faik gibi, halkın içinde olmayı önemseyen yazar da kalmadı artık.

Şairliği, yazarlığı sosyal medya sayfalarında tıklanma, beğenilme zanneden yeni nesil yazarlar, şairler türedi.