7 Haziran seçimleriyle tek başına iktidar olma şansını kaybeden AKP, 13 yıllık iktidarı döneminde, kendisine mensup yerel yönetimlerden büyük destek gördü…

2002 genel seçiminin ardından 2 yıl sonra yapılan 2004 yerel seçiminde iktidar olmanın da rüzgarıyla çok sayıda yerel yönetimi kazanan iktidar partisi, sonraki dönemlerde hem genel ülke siyasetinde hem de yerel yönetimlerde uyguladığı politikalarla 11 yıl daha (2004-2015) tek başına iktidarda kalabilmeyi başardı…

AKP 2004 yerel seçiminde 66'sı büyükşehir ve il belediyesi olmak üzere irili ufaklı tam 1771 yerde kazanmıştı…

2009'da ise sayı 1490'a düşmesine karşı yine de rakiplerinden çok çok öndeydi…

2014 yerel seçiminde ise, büyükşehir belediyelerinin görev alanlarının değiştirilmesi, il özel idaresi dolayısıyla il genel meclislerinin lav edilmesiyle sistem tepeden tırnağa değişiyor, AKP bu seçimlerde de yine 800 belediyede kazanıyordu…

En yakın takipçisi CHP'nin kazandığı belediye sayısı ise 226'da kalıyordu…

Böyle bir tablo, yerel yönetimlerin mensup oldukları partilere büyük katkı verdiklerini ve yalnızca yerel seçimlerde değil, siyasetin her alanında etkin olabildiklerini gösteriyor…

O halde,

Yerel yönetimlerle partilerinin yerel örgütleri arasındaki ilişkiyi 'etle tırnak' şeklinde tanımlamak, sizce de doğru değil midir?

***

CHP'nin kongre sürecine girmesiyle birlikte sıkça kullanılan bir argüman var…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 'belediye başkanları örgütlere ve kongrelere karışmasın…' şeklindeki sözleri…

Bu, şu demek midir?

'Belediye başkanları, onların ekipleri, çevrelerindeki insanlar parti örgütlerinden kesinkes uzak dursunlar, hiçbir şekilde karışmasınlar, düşünce, görüş bildirmesin, değerlendirme yapmasınlar; mümkünse partinin bulunduğu sokaktan bile geçmesinler…'

Bir belediyenin sahip olduğu kamu olanaklarını belli bir parti için (kendi mensup olduğu parti için bile) kullanması-kullandırması elbette yasal olarak mümkün değil…

Ben hala, Kılıçdaroğlu'nun vurgu yapmak istediği asıl konunun, böylesine düz bir mantık içermediğini, gerisinde farklı alt okumalar yapılması gerektiğine inanıyorum…

Çünkü Kılıçdaroğlu'nun sözlerinden düz bir mantıkla böyle bir sonuç çıkarmak, pratiği mümkün olmayan bir şeyi kabul etmektir…

Etle tırnağı birbirinden ayırmak, tırnağı söküp atmak demektir…

***

Her belediye ve her belediye başkanı ve dahi belediye meclis üyeleri; mensubu oldukları partinin yerel örgütünün daha da güçlenmesi, daha önemli başarılar yakalayarak hem yerel hem genel seçimlerde daha yüksek oy oranına erişmesini hem isterler, hem de bu yönde çaba harcarlar…

Aslına bakarsanız, bir parti üyesi olarak da birinci görevleridir bu…

Siz genel merkez olarak hem örgütünüzden başarı bekleyeceksiniz, hem de sahip olduğunuz kimi psikolojik avantajları kullanmasını yasaklayacak ya da kısıtlayacaksınız…

Böyle bir şey olur mu?

***

Eskişehir'de böyle bir algının neden yaratılmaya çalışıldığını, neden ısrarla gündemde tutulmaya çalışıldığı konusundaki düşüncelerimi önceki yazılarda az-çok anlatmaya çalıştım…

Belediye başkanlarının karışmaması algısının neden ısrarla gündemde tutulmaya çalışıldığını Eskişehir'de CHP'ye oy veren 220 bin kişi de zaten çok iyi biliyor…

Bunu bilmeyen, anlamayan ya da anlamak istemeyenlerin,

Yılmaz Büyükerşen ve ekibinin 2010 yılında geçişiyle birlikte CHP'nin Eskişehir'de yukarıya doğru nasıl bir ivme kazandığına bakmaları yeter…

2007'de yüzde 25 olan oy 2011'de yüzde 35'e, 2015'de yüzde 39'a çıkmadı mı?

CHP 2015 genel seçiminde Eskişehir'de 69 yıl sonra ilk kez birinci parti olmadı mı?

2014 yerel seçiminde ise, Büyükşehirle birlikte Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyelerini kazanmadı mı?

***

Tüm bu tartışılmaz gerçekleri bir kenara itip, laf cambazlığıyla, laf kalabalığıyla hala aynı nakaratta takılıp kalmış pilli bebekler gibi eveleyip gevelemenin CHP'ye tırnak ucu kadar faydası olacağına inanan kalmış mıdır acaba?

Pilleri bitmek üzere olanlar hariç…