Televizyon ekranlarında ya da sosyal medyada yıllardır birbirine benzeyen işlerin dışına çıkmayı çok seviyorum.

“Güray Ateş ile Ekmeğin Peşinde” programımız bu alışkanlığın dışına çıkmayı başardı.

Çünkü bu programda yaptığımız, her bölümde sadece bir mesleği tanıtmakla kısıtlı kalmıyor.

O mesleğin içindeki insanı, emeği, yorgunluğu, derdi ve ayakta kalma mücadelesini ekranlara taşımayı başardık sanıyorum.

Belki de programın Eskişehir’de kısa sürede karşılık bulmasının, çok sayıda olumlu geri dönüş almamızın en önemli nedeni buydu.

Bir kahvehanede çay taşıyan esnafın da, yüzlerce damacana su dağıtan sakanın da aslında aynı cümleyi kurduğunu gördük: “Mücadele etmeye devam ediyoruz.”

İkinci bölümde kahvecilik mesleğini ele aldık.
Bir mahalle kültürü olan kahvehanelerin bugün nasıl ayakta kalmaya çalıştığını yerinde gösterdik.
Programa Eskişehir Kahveciler Odası Başkanı Mehmet Karatay da konuk oldu. Aslında sadece kahvecilerin değil, küçük esnafın genel tablosunu anlattı.

Kentsel dönüşüm, ağırlaşan ruhsat şartları, yüzde 51 muvafakat zorunluluğu (işletmenin yer aldığı apartman sakinlerinden alınan onay), sigara yasağı ve artan maliyetler…

Bir yandan “mahalle kültürü kaybolmasın” diyen esnaf, diğer yandan ayakta kalma savaşı veriyor.

Karatay’ın şu sözleri bence programın en çarpıcı cümlelerinden biriydi:

“Kahvehaneler bir mahallenin kültürüdür, hafızasıdır.”

Gerçekten de öyle…

Mahallenin ilk haberi orada duyulur.
İnsanlar birbirini orada görür.
Kırgınlıklar orada biter, dostluklar orada büyür.

Ama bugün o kültür, ekonomik şartların gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor.

Bir bardak çayın fiyatı üzerinden yapılan tartışmaların arkasında ise görünmeyen büyük bir yük var.
Elektrik, kira, sigorta, çalışan giderleri, artan çay maliyetleri…

Karatay’ın anlattığı gibi artık “yan giderler”, ana gider haline gelmiş durumda.

Bir diğer bölümde ise bu kez Eskişehir’in simgelerinden biri olan Kalabak Su hikayesinin peşine düştük.

Sokaklarda duyulan o meşhur melodinin arkasında nasıl bir emek olduğu ekranlara taşındı. Her gün yaklaşık 60 bin damacana Eskişehir halkının ayağına çok büyük emeklerle ulaşıyor… Pazar günü saat 20.00’de ES TV’de olacak, şimdiden hatırlatmış olayım, kaçırmayın.

Sıradaki bölümde de Eskişehir Sucular Odası Başkanı Hayrettin Nam programın küçük bir kısmında konuğumuz oldu.

140 aracın her gün şehre dağıldığı, sabahın ilk ışıklarıyla başlayan bir mesai…

Kamyon sarımı, yükleme, boşaltma, trafik, akaryakıt maliyetleri…

Vatandaş kapısının önünde sadece bir damacana görüyor belki ama o damacananın arkasında saatler süren ağır bir emek var.

Hayrettin Nam’ın şu sözleri de oldukça çarpıcıydı:

“Sabah kontağı çevirmemiz 7-7,5 bin TL’ye mal oluyor.”

Aslında bu cümle bile bugün küçük esnafın hangi şartlarda ayakta kalmaya çalıştığını anlatmaya yetiyor.

“Güray Ateş ile Ekmeğin Peşinde”nin en önemli tarafı tam da burada ortaya çıktı.

Program sadece “güzel görüntüler” yakalayan, seyir zevki olarak farklı işler ortaya koyan bir iş olmadı…
Eskişehir’de görünmeyen emeği görünür hale getirmek adına kıymetli bir başlangıç yaptık.

Bir kahvehanede de bir su kamyonunun kasasında da aynı şey görüldü:

Bu şehir hâlâ emekle ayakta duruyor.

Ve o emeğin sesi olmaya devam edecek.

KISSADAN HİSSE

60 yaşındaki ünlü bir ressam, bir gün bir lokantaya girer.

Cebinde para yoktur…

Lokantacıya dönüp,

“Size bir portre yapayım, karşılığında yemek yiyeyim” der.

Lokantacı kabul eder. Ressam güzelce karnını doyurduktan sonra bir kağıt çıkarır ve birkaç dakika içinde lokantacının portresini çizer.

Çıkarken lokantacı resme bakar, sonra biraz da sitem ederek şöyle der:

“İyi güzel ama… Sen bunu bir dakikada yaptın. Oysa bir saattir yemek yiyorsun.”

Ressam gülümser: “Bir dakikada değil… 60 yıl ve bir dakikada yaptım.”

Hayatta bazı emekler dışarıdan kısa görünür…

Ama arkasında yılların birikimi, sabrı ve görünmeyen mücadele vardır.