Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından Eskişehir Uluslararası Gürer Aykal Orkestra Şefliği Yarışması düzenlendi.

Klasik müzik dünyasında önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapan kentimiz, kültür sanat şehri olmanın hakkını bir kez daha verdi…

Ne var ki benim dikkatimi çeken unsur yarışmanın ötesinde başka bir detaydı… Sponsorlar arasında 20 yıldır uyguladığı madencilik faaliyetleriyle Eskişehir’deki Demirli köyünü adeta yutan Esan Eczacıbaşı AŞ de yer aldı.

Biliyorsunuz Eczacıbaşı çok başarılı bir şirket. Seküler sermayenin temsilcilerinden… Özellikle Eskişehir ve bölgesinde karşılığı olan, istihdam sağlayan bir firma…

Ama…

Demirli’deişlettiği bentonit ocağından mağdur bir yöre halkı var. Şu an kapasite artışına karşı ayaklanan insanların talebine yanıt vermemesi, sağlık sorunlarını duymazdan gelmesinin yanı sıra; 3 Mayıs 2026 tarihinde maden ocağında meydana gelen toprak kaymasını “hiçbir sorun yok” diyerek yavan bir açıklamayla geçiştirmesi şirketin kurumsal kültürüyle de bağdaşmıyor…

Eczacıbaşı bir yanda sağlık sektöründe ilaç üreterek halk sağlığı için büyük yatırımlar yaparken, diğer yanda yapı ürünlerine hammadde sağlamak için işlettiği maden ocaklarındaaynı halkın sağlığını riske atıyor… Muhtemelen Demirli’de maden ocağı nedeniyle rahatsızlanan insanlar da Eczacıbaşı’nın ilaçlarını kullanıyor…

Yıllardır yaşam alanlarını ve sağlıklarını koruma mücadelesinin ardından kamuoyunda feryat figan sesini duyurmaya çalışan köylüler, kente ders verircesine yan yana gelip haklarını aramaya çalıştı. Eczacıbaşı ise, tam da bu dönemde, suskunluğu süresinde; Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği uluslararası bir organizasyonda sponsor kimliğiyle yer aldı.

*

Zaman çizelgesindeki bu olaylar bize gösteriyor ki;

Sermaye her zaman yalnızca maden işletmez, hikaye de üretir.Hikaye üreterek kendini yeniden yaratır. Bazen sanat, bazen eğitim bazen de, sosyal sorumluluk projelerinde yer alan ana aktörün arkasındaki güç olarak kendisini mütevazi şekilde gösterir. Yazdığı kurguda insaflı, entelektüel ve ağırbaşlı bir rol oynar…

Bu yüzden mesele bir orkestra şefliği yarışması değil. Mesele, Demirli’de yükselen itirazların konuşulduğu günlerde Eskişehir’in hangi hikayeyi dinlediğidir…

*

Eczacıbaşı, Eskişehir’de iki farklı sahnede karşımıza çıktı…. Demirli’de yıllardır büyüyen ve insanları yutan bir canavar; Büyükşehir’de kibar bir sermayedar olarak.

Peki biz hangi sahnede kimi izliyoruz?

Hangi masalı okuyor ve kendimizi özdeşleştiriyoruz?

Alkışların arasında duyulmasın diye bastırılan sesleri işitebiliyor muyuz?

*

Mesele artık Eczacıbaşı’nın kendisinden de, Büyükşehir’in bulunduğu yerden de daha büyük.

Çünkü Demirli’nin hikayesi yalnızca bir köyün değil, direnişin hikayesi… Kent merkezinde alkışladığımız değerlerle, kırsalda görmezden geldiğimiz gerçeklerin bir çatışması.

*

Entelektüel birikimle inşa edilen kültüre sahip çıkmak kadar, varlığı modernizmin içinde cılızlaşmış köyde doğa ve yaşam haklarını savunmak da kıymetli.

Demirli’den yükselen sesleri duymadan, klasik müzik dünyasındaki başarıyı alkışlamak Eskişehir’in kimliğini anlamamaktır…

Eskişehir artık hangi hikayeyi dinleyeceğini değil, hangi gerçeğe bakmaya cesaret edeceğine karar vermek zorunda! Çünkü bazı gerçekler alkışlardan uzaktadır. Aynı anda her iki masalda yaşamak mümkün değil…