Eskiden insanın bazen hiçbir şey yapmadan oturduğu zamanlar olurdu. Televizyon kapalı, telefon ortada yok, yapılacak bir iş de yok...
Öylece oturur, düşünürdük. Şimdi ise iki dakika boş kaldığımızda elimiz telefona gidiyor.
Otobüste, yemek yerken, yürürken hatta birini beklerken bile mutlaka bir şeylerle ilgileniyoruz. Bir video izliyor, sosyal medyada dolaşıyor veya gelen mesajlara bakıyoruz. Sanki boş kalmak büyük bir zaman kaybıymış gibi davranıyoruz.
Peki gerçekten bu kadar meşgul olmamız mı gerekiyor?
Gün içinde onlarca farklı görüntüye, habere ve bilgiye maruz kalıyoruz. Bir konuyu tam anlamadan diğerine geçiyoruz. Bir videonun sonunu beklemeden yenisine başlıyoruz. Her şey çok hızlı ama nedense kendimize ayırdığımız zaman giderek azalıyor.
Belki de bu yüzden artık düşünmeye bile yeterince vakit ayıramıyoruz. Bir olay yaşandığında hemen yorum yapıyor, bir şey duyduğumuzda araştırmadan fikir sahibi oluyoruz. Biraz durup anlamaya çalışmak yerine hızla tüketmeyi tercih ediyoruz.
Oysa insanın zaman zaman kendisiyle baş başa kalmaya ihtiyacı var. Sessizlik her zaman kötü bir şey değildir. Bazen bir müzik açmadan yürümek, telefonun ekranına bakmadan kahve içmek bile insana iyi gelebilir.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, buna itiraz etmek mümkün değil. Ama her boşluğumuzu teknolojiyle doldurmak zorunda da değiliz.
Belki de biraz yavaşlamanın, hiçbir şey yapmadan oturabilmenin ve kendi düşüncelerimizi dinlemenin zamanı gelmiştir. Çünkü sürekli bir şeyleri takip ederken kendi hayatımızı kaçırıyor olabiliriz.