Yoksulluk, yoksunluk ve erişememe... Halkımızın geniş bir kesimi, bu çemberin içinde boğuluyor ve yaşama tutunmaya çalışıyor.
Gerçek enflasyon yükseldikçe, ücretlerin alım gücü azaldıkça, yoksulluk derinleştikçe en temel ihtiyaçlara erişim için herkes alternatif yollar arıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun -güvenilirliği kuşkulu olan- verileri dahi yoksulluğa ve gelir dağılımı adaletsizliğine ilişkin verileri gizleyemiyor. Bağımlı/ücretli statüde istihdam edilenler, toplam faal nüfusun yüzde 70'inden fazlası, ücret geliriyle yaşamakta zorluk çekiyor.
Türk-İş araştırmasına göre 2026 yılının Haziran ayı için açlık sınırı, yani 4 kişilik bir ailenin sadece temel gıda harcaması için gereken tutar 35 bin 759 TL! Gıda ile beraber diğer tüm temel ihtiyaçlar için haneye girmesi gereken tutar (yoksulluk sınırı) ise 116 bin 478 TL. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti de 46 bin 248 TL...
Bu rakamlara karşın net asgari ücret, 28 bin 75 TL. DİSK-AR verilerine göre de çalışanların yüzde 50'sinden fazlası bu ücretle istihdam ediliyor. Toplam istihdamın yüzde 70'inden fazlasıysa asgari ücret ve yüzde 10 fazlası bir gelir elde edebiliyor.
Emekli aylıkları da ayrıca ele alınmalı. Temmuz ayında açıklanan enflasyon verisiyle birlikte emekli aylıklarına zam yapıldı! Buna göre en düşük emekli aylığı, 23 bin 552 TL oldu. Aylık bağlama oranlarında yıllar içinde yaşanan düşüş de emeklilerin neredeyse tamamını bu gelire komşu hale getirdi.
Bu rakamlar ışığında Türkiye ekonomisi incelendiği zaman, başta belirttiğim yoksulluk, yoksunluk ve erişememe sorunu daha büyük bir anlam kazanıyor. Bugün halkımızın çok büyük bir kesimi gıdaya, temel yaşam malzemelerine, konuta, vasıtaya, eğitime, sağlığa ve daha nicesine erişme olanağından mahrum kalıyor.
Erişememe konusuna çare olarak da alternatif yollar aranıyor. Birinci yol, geleneksel olarak yeni gelir yaratma olanakları. Doğrudan veya ek olarak kayıt dışı işlere yönelme başlıca geleneksel yöntem. Bugün çocuklar, yaşlılar veya geçinmekte zorluk çeken gençler kayıt dışı işlere yönelmeye devam ediyor.
Son zamanlarda kırmızı ışıklarda beklerken Türkiye'nin yoksulluk tablosunu net olarak görmek mümkün. Emekli olduğunu veya en azından ölüm aylığı ya da sosyal yardım aldığını tahmin ettiğim yaşlılar ve normalde yaz döneminde çeşitli kurslara katılması gereken çocuklar, kırmızı ışıklarda duran araçlara su satmaya çalışıyor. Eskişehir'de ve Türkiye'nin birçok kentinde kırmızı ışıklarda bu tabloya rastlayabiliyorsunuz.
Diğer yandan teknolojiye yatkın olan kesim de platform kapitalizminin "olanaklarından" faydalanıyor. Motosikleti olanlar kuryelik, aracı olanlar Tag gibi uygulamalar üzerinden taksicilik yapıyor. Eskişehir'de her ikisinin de çok yaygın bir şekilde kullanıldığını tüm sokaklarda görebiliyoruz.
Gerek kırmızı ışıkta su satmak gerekse yasak olduğunu bile bile Tag üzerinden taksicilik yapmak, bireysel bir tercih olarak görülmemelidir. Yukarıda belirttiğim ve hepimizin iliklerimize kadar hissettiği rakamlar, bizleri kayıt dışı alanlara yönlendiriyor. Herkes mecburi olarak alternatif gelir olanakları arıyor.
NATO güdümündeki ekonomimiz, savaş çığırtkanlığı ekseninde politikalarla beraber uzun yıllar daha bu yörüngede ilerleyecek gibi gözüküyor. Bu gidişat açık bir şekilde gösteriyor ki alternatif gelir arayışı tüm haneleri saracak. Yoksulluk, yoksunluk ve erişememe sorunu karşısında herkes arayışa devam edecek.
Ta ki çarenin bireysel değil kolektif mücadele yollarıyla olması gerektiğini kavrayana kadar...