Kalkınma mı, doğa mı? Dengeli olmak zorundayız
Eskişehir’in Alpu ilçesinde planlanan altın-gümüş madeni projesiyle ilgili yeni bir süreç başladı.
Esence, Uyuzhamam ve Aktepe mahallelerini kapsayan proje için ÇED sürecinin başlatılması, bölgede yaşayan vatandaşların ve çevre duyarlılığı olan kesimlerin dikkatini yeniden bu noktaya çevirdi.
Madencilik faaliyetleri elbette ekonomik açıdan değerlendirilebilir. Yeraltı kaynaklarının ülke ekonomisine kazandırılması da önemli bir konudur.
Ancak mesele sadece ekonomik değer değildir.
Söz konusu olan; tarım alanları, doğal yaşam, su kaynakları ve gelecek nesillere bırakacağımız çevredir.
Alpu Ovası, Eskişehir için sadece bir arazi değildir. Tarımsal üretimin önemli merkezlerinden biridir. Bu nedenle atılacak her adımın büyük bir hassasiyetle değerlendirilmesi gerekir.
Çevre ile ekonomi arasında bir denge kurulmalıdır. Ne doğayı yok sayan bir anlayış doğru olabilir ne de ekonomik gerçekleri tamamen görmezden gelmek.
Asıl mesele; doğaya zarar vermeden, şeffaf ve bilimsel kriterlerle hareket edilmesidir.
ÇED süreçleri de tam olarak bunun için vardır. Vatandaşın görüşünün alınması, bilimsel değerlendirmelerin yapılması ve kamu yararının gözetilmesi gerekir.
Çünkü bugün alınan kararlar sadece bugünü değil, yarını da ilgilendiriyor.
EMEKLİNİN GEÇİM MÜCADELESİ BÜYÜYOR
Hayat pahalılığı karşısında alın terinin değeri korunmalı
Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri hiç şüphesiz ekonomi.
Özellikle emekliler için hayat şartları her geçen gün daha zor hale geliyor.
Yıllarca çalışıp ülkeye katkı sunan milyonlarca emekli, bugün temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ifade ediyor.
Eskişehir’de emeklilerin başlattığı imza kampanyasında kısa sürede binlerce imzanın toplanması da bu talebin güçlü bir karşılığı olduğunu gösteriyor.
Emekliler, özellikle artan kira, gıda ve yaşam maliyetleri karşısında maaşlarının yetersiz kaldığını dile getiriyor.
Bir insanın yıllarca çalıştıktan sonra huzurlu bir yaşam sürmek istemesi en doğal hakkıdır.
Elbette ekonomik dengeler, bütçe imkanları ve ülke gerçekleri birlikte değerlendirilmelidir. Ancak emeklinin yaşadığı geçim sıkıntısı da görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir konudur.
Toplumun her kesiminde olduğu gibi emeklilerin de beklentisi; daha rahat, daha insanca yaşam koşullarına ulaşabilmektir.
Çünkü bir ülkenin geçmişine sahip çıkan, yıllarını o ülkeye veren insanlarının geleceğe güvenle bakabilmesi gerekir.
UMUTLAR TAZE
Eskişehirspor bir arma değil, bir şehrin hafızasıdır
19 Haziran 1965…
Eskişehir için sadece bir tarih değil, bir sevdanın başlangıcıdır.
O gün kurulan Eskişehirspor, geçen 61 yılda yalnızca bir futbol kulübü olmadı. Bir şehrin gururu, gençlerin hayali, tribünlerin sesi ve Anadolu futbolunun en güçlü hikâyelerinden biri oldu.
“Anadolu Yıldızı” unvanını boşuna almadı Eskişehirspor. Çünkü yıllar boyunca İstanbul hegemonyasına karşı Anadolu’dan yükselen en güçlü seslerden biri oldu. Sahada mücadele eden futbolcularıyla, tribünde hiç susmayan taraftarıyla Türk futboluna farklı bir ruh kattı.
Bugün 3. Lig’de mücadele ediyor olabilir. Ancak bazı değerlerin lig sıralamasıyla ölçülemeyeceğini unutmamak gerekir. Eskişehirspor’un Türk futbolundaki yeri, kazandığı kupalardan ya da bulunduğu ligden çok daha büyüktür.
Bu arma için yıllarını veren futbolcular, yöneticiler ve özellikle cefakar taraftarlar, bu hikayenin en önemli parçalarıdır.
Eskişehirspor’un bugün yaşadığı zorlu süreç elbette üzücüdür. Ancak bu şehir daha önce de zor zamanlardan geçti. Önemli olan geçmişteki başarıları hatırlayıp, geleceğe aynı inançla yürüyebilmektir.
Bir şehrin takımına duyduğu bağlılık kolay oluşmaz. Eskişehirspor sevgisi nesilden nesile aktarılan bir mirastır.
Dileriz ki Kırmızı Şimşekler, bu zor günleri geride bırakır ve yeniden hak ettiği güçlü günlere kavuşur.
Çünkü bazı takımlar sadece sahada mücadele etmez. Bazı takımlar bir şehrin kalbinde yaşar.
Eskişehirspor da tam olarak böyledir.
KISSADAN HİSSE
Gücü kazanmak mı, mirası korumak mı?
Tac Mahal’i yaptıran hükümdar olarak bilinen Şah Cihan, tarihte büyük eserlerle anılan isimlerden biridir.
Ancak onun hikayesinde sadece ihtişam değil, iktidar uğruna verilen ağır kararlar da var.
1628 yılında tahta geçme sürecinde, kendisine rakip olabilecek hanedan üyelerini ortadan kaldırarak gücünü sağlamlaştırdı. Kardeşleri ve diğer akrabaları için aldığı bu sert kararlar ona tahtı getirdi.
Fakat tarih sadece kazananları değil, o zaferlerin bedellerini de yazar.
Şah Cihan büyük bir imparatorluk yönetti, görkemli eserler bıraktı. Ancak iktidarı korumak adına yaptığı tasfiyeler, onun hikayesinin karanlık tarafı olarak kaldı.
Kıssadan hisse;
Güç kazanılabilir ama asıl mesele o gücü nasıl kullandığınızdır.
Çünkü geride bıraktığınız eserler kadar, bıraktığınız izler de sizi anlatır.