Şu benim eski bilgisayar…

Açılacak da biz yazıyı yazacağız!...

Sıcaktan mıdır nedir…

Uğraşıp durdu kendi kendine, açılmak için.

Sonunda açıldı.

Zaten sürekli bir uyarı oluyor ekranında.

“Ürün etkinleştirilemedi!”

“Bu bilgisayarın donanımı artık desteklenmediğinden…”

Sanki ekranın içinde huysuz bir ihtiyar var.

Artık değiştirmem lazım ama…

Ah öyle zor geliyor ki bana bu işlerle uğraşmak…

Bu yüzden arabayı da bir türlü değiştiremedim.

Sultan da çok kızıyor!

“Değiştir artık şu arabayı! ” diyor.

“Aynı arabayla, aynı kadınla hayatın sonuna varmak, tek amacım!” deyince daha da kızıyor.

Geçenlerde bizim komşu kadın da Sultan’a…

Adem Bey’e selam söyleyin. Arabası babamı hatırlatıyor bana!” demesin mi?

Damarına basmak ister gibi…

Komşu kadın dediğim, nereden baksan yetmişinde.

Babası?

Kadının ne demek istediğini siz anlayın artık.

Yıllar yıllar önce babasının da bizimki gibi bir arabası varmış.

Bizim arabayı gördükçe babasını hatırlıyormuş.

“Tamam işte!” dedim Sultan’a. “Kızlar babalarını hatırlasın diye değiştirmiyorum arabayı!”

***

Bu daha ne ki?

Aklımda olanı…

İçimdeki asıl tutkuyu bilse Sultan

Beni evden kovar.

Haldun Abi’nin siyah Mercedes’inin peşindeyim.

Şener Şen’in Züğürt Ağa” filminde izlemiştim.

Şener Şen’in, ağanın, yaşlı babası evin genç hizmetçisine takmıştı kafayı.

“Alacağım onu!” diyordu.

Alacağım onu!

Siyah Mercedes’i!

Bukowski gibi…

Binip hipodroma süreceğim…

Sağ koltukta bir kasa bira…

Maviliklere süreceğim siyah Mercedes’imi.

Eskiymiş…

Masrafından kurtulamazmışım.

Olsun.

Bukowski’nin de, 68 model arabasıyla hipodrom yolunda kaldığı çok olmuştu.

Bir keresinde, yolda kalınca çağırdığı usta,

“Seni tanıdım, sen Bukowski’sin,” diyor.

“Beni tanıdığına sevindim,” diyor Bukowski. “Daha iyi…”

Şimdi burada, kullandığı kelimeyi yazmayalım.

Biliyorsunuz, ahlaksızın tekiydi Bukowski!

***

Şimdi siz de bana diyorsunuzdur,

“Ne anlatıyor bu adam!”

Ben de bilmiyorum ne anlattığımı.

Başıma güneş geçmiş olabilir.

Aylardan temmuz.

Son yılların en sıcak günleri yaşanıyormuş.

Hakikaten çok sıcak.

Çöl sıcakları var.

Bu sıcakta…

İnsanlar tatildeyken…

Oturup yazı yazmak…

Hiç de kolay değil.

Belki sonraki yazıyı daha iyi bir havada daha iyi yazarım.