Yazıyı yazarken çay içiyorum, ara sıra kalkıp dışarı bakıyorum.
Ne bileyim, öyle yazıyorum işte; sıkılıyorum yazının başında birkaç saat oturmaktan.
Her şeyden sıkılıyorum; ağrı kesici gibi gelen yazıdan bile sıkılıyorum.
Her şey sıkıyor, boğuyor beni…
***
Kalkıp çay aldım.
Çehov'un 'Susss' hikayesinde miydi?
'Bilirsin ki çaysız yazı yazamam,' diyordu hani, karısı Nadya'ya.
***
Odada gezindim biraz.
Masanın, yazının çevresinde birkaç tur attım.
Sonra pencereye gittim, camdan dışarı baktım.
Kar yağıyor.
Birkaç gündür ara ara yağıyor. Bazen lapa lapa, bazen tek tük, bazen tozutarak.
Ama öyle ciddi bir kar yağışı yok. Sanki bir tür, 'karanlıkta göz kırpma' gibi. 'Asıl yağacağım geride,' der gibi…
***
Havalar da iyiden iyiye soğudu. Dışarısı buz kesiyor.
E olacak o kadar, kışın ortasındayız.
Kış kışlığını, puşt puştluğunu yapacak elbette.
***
Doğalgaz faturaları da üç yüz, dört yüz, beş yüz lira…
Elektrik faturaları desen en az onun yarısı kadar.
Ne yapıyor acaba binlerce asgari ücretli?
Taşeron işçisi?
Ya da hiç işi olmayan?
Anlamak zor.
***
Almanya, Amerika ve bir de Türk Maliye Bakanı bir araya gelmiş konuşuyormuş.
Alman Maliye Bakanı,
'Bizde asgari geçim üç bin euro, biz asgari ücret olarak beş bin euro ödüyoruz. Bin eurosuyla tatil yapıyorlar, bin eurosunu ne yaptıklarını bilmiyoruz,' diyor.
Amerika Maliye Bakanı,
'Bizde dört bin dolar, biz yedi bin dolar veriyoruz. İki bin dolarla tatil yapıyorlar. Kalan bin doları ne yaptıklarını bilmiyoruz,' diyor.
Bizim Maliye Bakanına sıra geliyor.
'Bizde asgari geçim iki bin lira. Biz beş bin lira veriyoruz. Bin lira da yol ve yemek parası. Üstüne de bir ay ücretsiz tatil. Parayı ne yapıyorlar bilmiyoruz,' diyor.
***
Ne oldu?
Bu fıkra böyle değil mi?
Biliyoruz. Böyle değil.
O senin söylediğin Türklüğe hakarete girer.
Hele doların dört liraya yaklaştığı bu günlerde…
***
Şimdi sen şuna da, 'o öyle değil!' dersin...
Adamın, öğlen yemeği için, eve gelesi tutmuş.
Kapıyı anahtarıyla açıp acele acele eve girmiş.
'Ben geldim, yemeğin var mı?' diye karısına seslenirken bir taraftan da elini yüzünü yıkamadan önce kravatını, ceketini çıkarıp giysi dolabına asmak için yatak odasına gitmiş.
Dolabı açınca… Dolapta bir adam.
'Ne geziyorsun sen burada!' diye kükremiş.
Adam anlatmış, valla böyleyken böyle, karınla ilişkim var.
Kadının kocası şaşırmış.
'Tren bekliyorum olmayacak mıydı o!' demiş.
***
Neyse. Bugün günlerden pazardı değil mi?
Ne demişti Nazım Hikmet?
'Bugün pazar/Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.'
Bu pazar gününde can sıkıcı yazılar yazmaya lüzum yok.
Her şey can sıkıcı zaten.
Ekonomi, terör, evet hayır kutuplaşmaları…