Sağlıklı beslenmede birçok kişiyi şaşırtan faydaları olan dereotu, benzer değerlere sahip olan yeşil yapraklı sebzeler gurubunun bir üyesidir.

İnce yapılı, iğnemsi yapraklara sahip, keskin ama ferahlatıcı olan kokusuyla, genellikle çorbalarda, balık ve salatalarda kullanılan dereotu, bir gıda maddesi olmasının yanı sıra sağlık açısından da çeşitli faydalar sağlayan bir yeşil sebzedir. Taze, kurutulmuş, baharat ve bitki çayı olarak da tüketilebilen dereotu, sahip olduğu hoş aroması nedeniyle bir bakıma lezzet katması amacıyla gıdalarda ve de gıda endüstrisinde kullanılmaktadır.
Dereotunun tohum ve yaprakları salatalarda, soslarda, turşularda, ekşi krema sosları ve krem peynirlerinin tatlandırılması maksadıyla da kullanılmaktadır. Cacık, piyaz, yeşil salatalar, çorbalar, dolma içleri, hamur işleri, mücverler, enginar, kabak gibi zeytinyağlı yemekler ve turşularda, taze veya kurutulmuş olarak kullanılmaktadır. Yapraklarından ve tohumlarından elde edilen uçucu yağı şekerlemelerde, turşularda, sakızlarda ve tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Dereotu bir yandan menüleri renklendirip, zenginleştirmesinin yanında, diyette eksik olan besin maddelerini ve sağlığı destekleyici, koruyucu bileşenleri de vücuda sağlayabildiğinden uzun yıllardır kullanılan şifalı bitkiler arasında yer almaktadır. Dereotu A, B1, B6, B9 (folik asit), C, K vitaminleri, kalsiyum, potasyum, magnezyum, demir mineralleri ve antioksidan özelliğe sahip karotenoidlerden lutein, betakaroten, zeaksantin, flavonoidler açısından önemli bir kaynaktır. A ve C vitaminleri açısından zengindir. A vitaminin öncüsü olan karotenoidlerden beta karoten, lutein ve zeaksantin ile gözlerde katarakt oluşumunu, kroner kalp hastalığı ve inme kaynaklı ölüm riskini azaltabilmektedir. Bu karotenoidler, antioksidan, iltihap önleyici ve kanser önleyici etkiye sahiptir. C vitamini ile bağışıklığı güçlendirip, kolejen üretimini desteklemektedir. Zengin bir folik asit içeriğine sahip olup, kırmızı kan hücresi üretimi ve kalp-damar, sinir sistemi sağlığına, hücre yenilenmesine, migren semptonlarının hafifletilmesine yardımcı olmaktadır.
Minerallerle kemik yapısını desteklerken, sinirleri yatıştırıcı etkisi ile uyku kalitesini artırmaya yardımcı olabilmektedir. Dereotunda magnezyumun yanı sıra kalsiyum, potasyum, demir mineralleri açısından zengindir. Özellikle çevre kirliliği, kötü beslenme, kötü alışkanlıklar serbest radikallerin ortaya çıkışını artırmaktadır. Bu maddelerin vücudumuza zararlı etkileri ancak antioksidan adı verilen bileşikler tarafından önlenmektedir. Bu antioksidanlar serbest radikalleri kendilerine bağlayarak ya da bunları etkisiz hale getirerek vücudu hastalıklara ve yaşlanmaya karşı korumaktadır. Dereotunda olan mineraller, vitaminler, fitokimyasallar ile antioksidan kapasitesi artmakta ve buna bağlı olarak yüksek inorganik nitrat içeriği ile kan basıncını düşürüp, kalp-damar hastalığı ve kansere karşı koruma sağlamaktadır. Besin açısından ve sağlığı destekleyici flavonoidlerden olan kuersetin bakımından zengin olan ve diğer flavonoidlerden olan izoramnetin, kaempferol içeren bu yeşillik, hücre hasarı önleme ve iltihabı azaltmaya, alerji semptomlarını hafifletmeye, bağışıklığı güçlendirmeye, kanser hücrelerinin büyüme ve yayılmasını önlemeye, kandaki şeker ve yağ düzeyini ayarlamaya yardımcı olmaktadır.
D karvon, D limonen, alfa fellandrene adlı uçucu yağları bünyesinde bulunduran dereotunda, bu uçucu yağların oranı bitkinin kısmı, yetiştirme tekniği ve nem, ışık vb. faktörlere göre değişmektedir. Bunlar sindirimi destekleyici, gaz giderici, karaciğeri koruyucu, mantar öldürücü, meme ve kolon kanserine karşı koruyucu olup, patates depolarında patateslerin çimlenmesini önleyici ve sivrisinek kovucu etkiye sahiptir. Diğer bir uçucu yağ olan alfa fellandren, romatizma hastalıklarında, idrar yolu enfeksiyonlarında ve dezenfektan olarak, solunumu rahatlatıcı, cilt sağlığını koruyucu olarak da kullanılmaktadır. Dereotu, sapına sertlik ve doku kazandıran selüloz, hemiselüloz, pektin maddelerinin yanı sıra, diyet lifi de içermektedir.
Dereotunun diğer bir yararı da zayıflamaya, kilo vermeye yardımcı olmasıdır. Yemekten önce bir miktar dereotu yemek, iştahı azaltabilmekte ve doygunluk duygusu erken gelip zayıflamaya yardımcı olabilmektedir. Dereotunun tiroid fonksiyonlarını düzenlemeye etkileri bilinmektedir. İçeriğindeki antioksidan bileşenler ve anethol doğal enzimler tiroid bezinin daha sağlıklı çalışmasına destek olabilmektedir. Dereotunun, emziren annelerde süt akışını destekleyerek süt üretimini artırıcı etkiye sahip olduğu belirtilmektedir. Dereotunda bulunan furokumarinler cildin ultraviyole ışınlarına karşı duyarlılığını artırarak ciltte lekelenme, kızarık ve döküntüye neden olabilmektedir. Bu sıkıntı taze tüketiminde sorun yaratmasa da, dereotu yağı ve ekstresi kullanımı sonrası güneşe çıkılması ile meydana gelmektedir. Zeytinyağlı enginar ve kabak yemeğine yakışan bu otu, fazlaya kaçmadan tüketmek faydalıdır. Fakat fazla tüketimi alerjik reaksiyona, dil ve boğaz şişmesine, mide rahatsızlığına ve tansiyon düşüklüğüne neden olabilmektedir.
Dereotu, su ile iyice yıkandıktan sonra, son suyuna sirke konularak bir kez daha yıkanmalı ve sebze kurutucusunda kurutularak hava almayan bir kapta saklanmalıdır. Dereotu, istenirse kurutulup bir havluya sarılıp, kilitli poşette veya doğrayıp zeytinyağında saklanabilmektedir. Dereotunu hamile kadınların kullanması tavsiye edilmemektedir.”