Türkiye’nin düşünce dünyasında iz bırakan isimleri saydığımızda Doğan Avcıoğlu, daima en kritik yerde durur.
Türkiye solunun entelektüel güzergâhını hem geliştiren hem de zorlayan bir aktördür. Onu tutkuyla sahiplenen büyük bir kesim olduğu gibi, fikirlerine katılmayanlar da çoktur. Fakat bu farklılıklar ne olursa olsun, Avcıoğlu’nun tarihsel-siyasal çözümleme yönteminin ciddiyeti, bütünlüklü düşünme ısrarı ve Türkiye’yi özgün koşulları içinde kavrama çabası bugün hâlâ hayati önem taşır.
Avcıoğlu’nun metodolojisi, Türkiye’yi dünya sisteminin çevresinde konumlandırırken emperyalizm, sınıf ilişkileri, devlet aygıtı ve tarihsel süreklilik arasında bağ kuran kapsamlı bir analiz üzerine oturuyordu. Bu yaklaşım, onu yalnızca bir yazar ya da gazeteci değil, bir yöntem düşünürü yapan asıl özellikti.
1960’larda sol içindeki ayrışmaların başında Mehmet Ali Aybar’ın temsil ettiği TİP çizgisi ile Doğan Avcıoğlu’nun yaklaşımı arasındaki farklılık geliyordu. TİP, çıkış yolunu doğrudan sınıf merkezli bir siyasal hat üzerinden ararken; Avcıoğlu, “zinde güçler” olarak adlandırdığı kesim içinde bir dönüşüm imkânı görüyordu. Bugün bu ayrımlar tartışılabilir, eleştirilebilir; ancak her iki çizgi de sömürüsüz, fırsat eşitliğine dayalı bir toplumsal düzen arayışının ürünleriydi. Ve en önemlisi, her araştırmacıyı kendi döneminin tarihsel koşullarıyla değerlendirmek gerekir. Ne Aybar’ı ne Avcıoğlu’nu bugünün konforlu bakışıyla yargılamak mümkündür.
Bu noktada ilginç bir parantez de Etyen Mahçupyan’ın Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni kitabına dönük, siyasal karşılığı olmayan eleştirisidir. Mahçupyan gibi kendi ideolojik çizgisinde tutarlılık kuramayan, ilerici güçlerle ittifakı eleştirirken gerici yapılarla yan yana yürümekte sakınca görmeyen bir figürün bu eleştirisi, aslında Avcıoğlu’nun neden hâlâ önemli bir aydın olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Tam da bu nedenle, Avcıoğlu’nun adını taşıyan bir ödülün Odunpazarı gibi tarihsel belleği güçlü bir ilçede yaşatılması ayrıca anlamlı. Tekin Yayınevi ile Odunpazarı Belediyesi’nin iş birliğiyle düzenlenen Doğan Avcıoğlu Ödülleri, yalnızca bir anma değil, Avcıoğlu’nun düşünce mirasının bugünün dünyasına taşınmasıdır.
Bu yıl verilen ödüller, Türkiye’nin düşünsel üretimine katkı sunan pek çok çalışmayı görünür kıldı. Bu çalışmalar arasında benim doktora çalışmamın da ödüle değer görülmesi, kişisel açıdan büyük mutluluk kaynağıdır. Seçici kurula ve düzenleyicilere içtenlikle teşekkür ederim. Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tekin Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Elif Akkaya, seçici kurulda yer alan Gökhan Atılgan, Gamze Yücesan Özdemir, Mustafa Kemal Bayırbağ, Fatma Eda Çelik, Tülay Gencer, Çağdaş Sümer ve Elif Akkaya ile Odunpazarı Belediyesi emekçileri gerçekten çok büyük çaba sarf etti. Her birinin emeklerine sağlık.
Ödül alan Özgür Balkılıç ve Güven Gürkan Öztan hocalarımı da tebrik ediyorum. Onur ödülüne layık görülen Mülkiye’den hocam Prof. Dr. Cem Eroğul ve Saygı Ödülü alan Altan Öymen’le aynı törende yer almak da ayrı bir gurur kaynağıydı.
Ödüller arasında yer alan Jüri Özel Ödülü ise, Dr. Merdan Yanardağ’a verildi. Halkın haber alma hakkını korkusuzca savunduğu için bugün tutsak edilen Yanardağ’ın ödülle anılması, yalnızca gazetecilik cesaretine değil, düşünce özgürlüğüne yönelik bir dayanışmanın da ifadesidir.
Bu ülkede hâlâ fikirleri nedeniyle cezaevinde bulunan, soruşturmalara uğrayan, susturulmak istenen insanlar var. Son tahlilde, tüm düşünce ve ifade özgürlüğü tutsaklarının serbest bırakılması, yalnızca bir talep değil, toplumsal vicdanın gereğidir.
Doğan Avcıoğlu’nun adı Odunpazarı’nda yaşatılırken, onun mücadele mirasını bugünün karanlığına karşı taşıyacak olan yine düşünce, cesaret ve dayanışmadır. Fikirleri susturmak isteyenlere inat, bu topraklarda hâlâ konuşacak sözümüz var.