Keşişin biri, dünyanın en akıllı adamını bulmak için diyar diyar geziyormuş.

Sıra Nasrettin Hoca'nın köyüne gelmiş.

Köylülere sormuş:

'Sizin köyün en akıllı adamı kim?' diye.

Köylüler:

'Nasrettin Hoca,' demiş.

Bunun üzerine Keşiş, köy meydanında Hoca'yı test etmeye başlamış.

Elindeki sopayla yere bir daire çizmiş.

Nasrettin Hoca da daireyi ortadan ikiye bölmüş.

Bunun üzerine Keşiş de yukarıdan aşağı bir doğru çizerek daireyi dörde bölmüş.

Hoca da dörde bölünmüş dairenin üç dilimine çarpı işareti koymuş.

***

Keşiş, elleriyle aşağıdan yukarıya doğru hareket yapmış.

Hoca da yukarıdan aşağıya doğru yapmış aynı hareketi.

Şaşkınlık içinde kalan Keşiş, büyük bir hayranlıkla Hoca'yı tebrik etmiş.

***

Olup bitenden bir şey anlamayan halk, Keşişe, ne olduğunu sormuş.

Keşiş,

'Bu sizin Nasrettin Hoca, gerçekten dünyanın en akıllı adamı,' demiş.

'Ben yere Dünya çizdim.

O,

'Ortadan ekvator geçer,' dedi.

Ben Dünya'yı dörde böldüm.

O da,

'Dörtte üçü sudur,' dedi.

Ben suyun buharlaşması sonucunda ne olur, dedim.

O,

'Yağmur yağar,' dedi.'

***

Halk, Keşişin anlattıklarından bir şey anlamayınca bir kez de Hoca'ya sormuş, ne oldu, diye.

Hoca,

'Bu adam bilge falan değil,' demiş.

'Aklı midesine çalışan, boğazından başka bir şey düşünmeyen bir pisboğaz sadece…

Yere bir tepsi baklava çizdi.

Ben de, yarısı benim, dedim.

***

Daha sonra tepsiyi dörde böldü.

O zaman dörtte üçü benim, dedim.

***

Sonra,

'Baklavanın çıtır çıtır olması için ateşi alttan hafif hafif vermeli,' dedi.

Ben de, üstüne şerbeti bol gezdirmeli, bir de fındık fıstık serpmeli, dedim.'

***

Gülmeyin! Ne insanlar var aramızda.

'Şöyle parça parça,' dedi, 'biftek, bonfile, pirzola olacak şimdi; atacaksın mangala…'

Bakan, televizyonda, sürekli yükselen et fiyatlarını aşağı çekmek için amansız bir kavgaya tutuşmuş kasaplarla.

Ve diyetisyenlere söz düşürmeyen tıp doktorları boş yere birbirine giriyor, 'et sağlığa yararlıdır, bolca tüketilmeli; et sağlığa zararlıdır, etten uzak durulmalı,' diye.

***

Bir tarafta da, Ortadoğu'daki çağın vebası savaştan kaçan insanlar…

Sokaklarda yalın ayak dilenen Suriyeli kılığına girmiş dilenciler...

Kendi ülkesinde şehit olan askerler…

Bir türlü çare bulunamayan binlerce asgari ücretli taşeron işçisi…

Ve en kötüsü önüne geçilemeyen işsizlik…