Kahve, bazı besin maddeleri ile kafeinin de dahil olduğu fizyolojik etkilere sahip maddeler içermesi nedeniyle özellikle günlük beslenmede oldukça önemli sayılacak bir yer bulmaktadır.
Özellikle yaz aylarında vücuttan kaybedilen suyun karşılanması için tüketilen çeşitli içecekler arasında son yıllarda soğuk kahvenin giderek daha çok yer aldığı ve sosyalleşmeye katkı sağlamak gibi özelliklere de sahip bir içecek olan soğuk kahve, kendine has bir tat ve aromaya sahiptir. Soğuk kahve gelişen yeni hazırlama yöntemleri ile günlük yaşantıda daha çok aranır hale gelmektedir. Soğuk kahve yapımında kullanılan ana hammadde olan kahve çekirdeği, rengi, şekli ve büyüklüğü ile, kahve kirazı diye adlandırılan kırmızı meyvelerde yer alır. Her meyvenin içinde iki adet çekirdek bulunur.
Kahve çekirdeklerinin kimyasal bileşimi; türüne, yetiştirildikleri bölgenin toprak özelliklerine, yetiştirme yöntemine ve iklim koşullarına göre etkilendiği gibi, işleme, temizleme, kavurma yöntemlerine göre de değişmektedir. Kahve iki tür olup, genellikle birinin asitliği az aroması yüksek, diğerini ise bunun tersi özelliklere sahiptir. Hazırlanışında uygulanan farklı kavurma, öğütme yöntemine ve kullanılan çeşide göre soğuk kahvenin tadı, aroması ve sağlığa faydası değişmektedir. Soğuk kahvenin içeriği, hazırlanışında kullanılan gıdalara göre de değişmektedir. Coldbrew: soğuk demlenmiş kahve+buz+su, frenchpress: soğuk demlenmiş kahve+buzdolabında bekleme+ süzme+ soğuk su, frappegranül: kahve+buz+süt+üstüne rendelenmiş çikolata/tarçın, affogato: dondurma üzerine sıcak demlenmiş kahve, icedmocha: soğuk demlenmiş kahve+süt+siyah veya beyaz çikolata sosu+buz,coffeesmothie : soğuk demlenmiş kahve+buz+süt+yoğurt+ meyve+ çikolata konularak elde edilir. Soğuk kahve; karbonhidratlar, yağlar, azotlu bileşikler, vitaminler, mineraller, alkoloidler ve fenolik bileşikler dahil olmak üzere çok sayıda kimyasal bileşik içerir. Bu kahvede çekirdeğin kavrulması ile binden fazla vücutta etki gösteren bileşene sahip olmaktadır.
Sağlık üzerindeki etkileri özellikle en önemli kahve bileşenleri olan kafein, diterpen alkoller ve klorojenik asit aracılıyla gerçekleşir. Bu kahve, çekirdeklerinden gelen doğal bir alkoloid olan kafein içermektedir. Kafein kahvenin acı tadını verir. Kafeinsiz kahvede bile bulunmaktadır. Kafeinin vücudumuzdaki yarı ömrü yani etkisinin yarıya inme süresi 4-6 saattir. Kafein mide ve bağırsakta emilip beyin dahil olmak üzere bütün dokulara dağılıp ilk olarak karaciğerde işlenir. Soğuk kahvedeki kafein miktarı kahve türüne, pişirme derecesine, yöntemine, kullanılan alete göre farklılık göstermektedir. Bu kahveyi yudumlarken enerjik hissetmeyi sağlayan, odaklanmayı kolaylaştıran, sinir sistemini uyaran kafeindir. Orta düzeyde tüketim kalp hastalıkları, şeker hastalığı, karaciğerde yağ birikimi engelleme, parkinsona karşı koruyucu, vücut ağırlığında azalma ve yağ yakıcı etkiye sahiptir.
Aşırı tüketim ise sinirlilik, uykusuzluk, başağrısı, vücuttan fazla su atılması, taşikardi ve solunum sorunlarına neden olmaktadır. Kilo başına tüketimi 2,5 miligramı geçmemelidir. Kafein içeriğinin artması vücuttaki kalsiyum emilimini bozacağı için menopozdaki kadınların, kalsiyumun azalmasına neden olan ilaçları tüketen kişilerin ölçülü tüketmesi gereken bir içecektir. Demleme yöntemi, kullanılan kahve miktarı, öğütün inceliği, temas süresi soğuk kahvenin kafein içeriğini değiştirebilir. Bu kahve çeşidinde kafeinden sonra önemli olan alkoloidtrigonellindir. Çekirdeğin kavrulması sırasında niasin(B3) vitaminine dönüşen trigonellin acımsı tada neden olmaktadır.Bu maddenin kan şekerini düşürdüğü, iltihabı önleyebildiği, böbrek hasarı gelişimini iyileştirebildiği belirtilmektedir. Kahvedeki fenolik asit bileşiklerinden polifenollerden olan klorojenik asitkanın yağ içeriğini düşürme, kötü koşullarda oluşan serbest radikalleri toplama, antioksidan, bakteri öldürücü ve birçok gıdadan aldığımız kadmiyumun birikimini azaltabilme etkisine sahiptir.
Klorojenik asit kafeoikinik asit ve kafeik asit ile kolon hücrelerinde faydalı etki göstermiştir. Soğuk kahvede diterpenler kahve yağının %15 ini oluştururlar. Bunlar kahveol ve kafestoldür. Bunların ikiside kolestrolü artırsada kansere karşı koruyucu ve obeziteyi önleme özelliğine sahiptirler. Eğer soğuk kahve filtre kahvede ki kağıt kullanılarak filtre edilirse, kağıtta kalarak azalmakta ve bundan yapılan soğuk kahvede de az olmaktadır. Kafeol insülin salgısını artırabilen ve iskelet kası hücreleri tarafından glikoz alımını artırabilen etkiye sahiptir. Kahve çekirdeğinin kavrulması sırasında şeker ve proteinlerin birleşmesi ile kahverengi renk oluşur ve bu meloidinler soğuk kahvede tat, koku ve rengine neden olmaktadır. Melanoidinler sindirim sisteminde prebiyotik benzeri etki gösterirler. Bunlar ağırlıklı olarak mide ve bağırsak yolunda kalıp biyolojik etkilerini bu bölgede gösterirler ve bakteri oluşumunu olumlu etkileyerek bağırsak florasına katkıda bulunurlar.
Bu maddeler kurşun, kalsiyum, çinko, demir minerallerini bağlayabilir. Dişlerde çürüklüğe neden olan bakteri ve E coli bakterilerinin gelişimine engel olabilirler. Soğuk kahve düşük asiti de oranı, yüksek antioksidan içeriği ile sağlığımıza pekçok faydalar sunan fonksiyonel bir içecektir. Evde soğuk kahve yapmakta son derece kolay ve ucuzdur. Bir ölçü granül kahve+ bir ölçü şeker+ bir ölçü sıcak su, blender ile açık renk elde edinceye kadar çırpılıp, soğutulmuş sütün üstüne ilave edilmelidir. Yada kahve 12-24 saat suda buzdolabında bekletilip soğuk süt eklenerek tüketilebilmektedir. Birçok faydası olan soğuk kahveyi yapmada konulan şurup, krema, şeker, süt tozu, tereyağı bu yararlı etkileri zararlıya çevirebilmektedir. İçine konulan süt tozu içerdiği melamin kadınlarda selülüte, krema kolestrolün yükselmesine ve şeker obezite, insülin direnci ve bunların üçü de karaciğer yağlanmasına yol açmaktadır.
Günlük tüketimi bir bardağı geçmemesi gereken soğuk kahveye eklenen ve lezzet artıran gıdanın kalori artışına neden olduğu unutulmamalıdır. Günün geç saatlerinde içilen kahve gerginlik, uykusuzluk, idrar söktürme, tansiyon yüksekliği, baş ağrısı ve migrene neden olabilmektedir.