Korkunç olanın sıradanlaştığı bir dünyadayız.
Artık hiçbir şeye gerçekten şaşırmaz, şaşıramaz haldeyiz.
Sanki duygusal bir anestezinin içindeyiz: acı var ama tepki yok.
“Bu nasıl olur?'' demeye fırsat bulamadan başka bir felaketle karşılaşıyoruz.
Zamanın dişlileri içinde öğütüle öğütüle, kalbimizin kenarları köreldi.
Ve en fenası, içten içe kabullendiğimiz bu çürümenin, yaşamın doğal bir parçası olduğuna inandırılmamız.
Bir çocuğun çığlığı, bir annenin feryadı, bir doğa katliamı bile bizi yerimizden oynatmıyorsa?
İşte burada başlıyor asıl çöküş. Çünkü şaşırmayan, hissedemez. Hisseden, harekete geçer.
Duygular köreldiğinde, felaketler sıradanlaşır.
TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIK MI KAZANDIK, NEDİR BU SESSİZLİĞİN ORGANİZE HALİ?
Depremler yıkıyor şehirleri. Kadınlar öldürülüyor. Gençler intihar ediyor. felaketler ardı ardına yaşanıyor.Ve her gün ekranlarda, parmaklarımızın ucunda bu görüntüler.
Alıştık mı artık?
Bu alışmak değil sadece; bu, bir tür bağışıklık. Duygularımız, travmanın sürekliliğine karşı kendi kendini kapattı. Kalbimiz bir savunma hattı kurdu.
Ama bu hat, bizi korurken aynı zamanda insanlığımızı da dışarıda bırakıyor.
“Acıya alışmak, onunla mücadele etmeyi bırakmaktır.”
Bir toplumun ruhsal bağışıklığı, aynı zamanda onun körlüğüdür. Kimi zaman bir felaketin ortasındayızdır ama felaketi göremeyecek kadar uyuşmuşuzdur.
hissetmek, ruhun nabzıdır.
hissedebiliyorsak , hâlâ yaşıyoruz demektir.
Ama biz artık şaşırmıyoruz. Ne bir cinayete, ne bir yangına, ne bir sansüre, ne bir kırık dökük adalete.
Sanki olanlar bir filmin sahnesi. İzliyoruz. Hatta çoğu zaman ses bile çıkarmıyoruz.
Belki bir emoji, belki bir hikâye paylaşımı. Daha sonra unutulup geçip gidiyor.
BU MÜKEMMEL UYUM BECERİSİNİN MUHAKKAK BİR BEDELİ OLACAK!
Doğamızda uyum sağlamak var. Bu, hayatta kalmamızın bir gereği. Ama bazı şeylere uyum sağlamak, aslında hayatta kalmak değil, yavaş yavaş ölmek demektir.
Zulmün alışıldık hâle geldiği yerde, adalet duvar yazısı olur.
Yoksulluğun sıradanlaştığı yerde, vicdan susar.
Ne kadar sessizleşmişiz bir bakalım.
Ne kadar içimize kapanmışız
Öfkenin bile lüks sayıldığı yerde, insanlar içlerine kapanır.
Ve en büyük kötülük hissedenlerin, anlayanların, fark edenlerin. tepki göstermesi gerekenlerin susmasıyla başlar.