Ve günün hay huyundan…

Bütün gün katlanmak zorunda kaldığın can sıkıcı olaylardan ve insanlardan sonra oturup yazı yazmalı, kendine gelebilmek için…

'Olaylar ve İnsanlar' Hasan Pulur'un köşesinin adıydı değil mi?

Ne çabuk unuttuk adamı?

Köşesini…

Yazılarını…

Hayatını adadığı gazeteciliğini…

Ne çabuk unuttuk?

***

Eskilerin tecrübe-i kalemiye (kalem tecrübesi) dedikleri köşe yazısı nankördür.

Sen yazmayı bıraktığın an o da seni bırakır.

Onun için sürekli yazmalısın. Sürekli.

Aziz Nesin bunu genellemişti.

Sadece köşe yazısı için değil de yazarlık için,

'Her gün yazmayana yazar denmez,' demişti.

Köşe yazısında bu durum daha da acımasızdır.

Yazmadığın an işin biter.

Anında unutulursun.

***

Kimler kimler unutulmadı ki…

Ref'î Cevat (Cevat Ulunay), Vala Nurettin (nam-ı diğer Va-Nû)

***

Haldun Taner'in yazılarında okumuştum.

Vala Nurettin 'Akşam Gazetesi'nde yazdığı yıllarda çok ünlüymüş.

Tecrübe-i kalemiyenin bir numaralı yazarıymış.

Acaba kaç kişi bilir Vala Nurettin'i günümüzde?

Yazı yazmaktan parmağı nasır tutmuş Vala Nurettin'i?

Yani, Va-Nû'yu.

Şimdi daha iyi anlıyorsunuz değil mi, köşe yazarlığının nasıl bir şey olduğunu?

***

Çok geriye gitmeye gerek yok.

Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Cüneyt Arcayürek, İlhan Selçuk, Mehmet Ali Birand, Çetin Altan…

Ve daha pek çok ünlü köşe yazarını da unuttuk unutacağız.

***

Yalnızca unutulmak mı, köşe yazarlığının sonu?

Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı…

Yani bombalı saldırılarda hayatını kaybetmek...

Cezaevleri…

Bir de…

Emin Çölaşan'ın,

'Kovulduk ey halkım, unutma bizi,' dediği gibi, bir de kovulmak…

Yani yazmasına engel olunması...

Bekir Coşkun,

'Gazetede yazdırmazlarsa duvara yazarım,' demişti ama…

Hangi duvara yazacaksın ki?

Yazacağın bir gazete köşesi olmadığı an…

***

Her neyse.

Öyle de olsa yazmaya devam edecek köşe yazarları.

Çünkü bu bir tutku.

Bu bir hastalık.

Adeta alınyazısı.

***

Birkaç ay önce 'Hasan Pulur Kitabı' diye bir kitap almıştım.

Kitabın kapağında, ''Olaylar ve İnsanlar'ın peşinde bir ömür' yazıyordu.

Sefa Kaplan'ın Hasan Pulur'la yaptığı söyleşiden oluşuyor kitap.

Nehir söyleşi türünde, dört yüz sayfalık bir söyleşi.

Yazıyı bitirdikten sonra onu okumaya başlasam iyi olacak.

Unutmamak için.