Ocak ayının da sonu geliyor.

Yeni yıl falan derken…

Yani iki bin yirmi bir yılı.

Yirmi birinci yüzyılın ilk yirmi yılı geride kaldı.

Tarihe bakınca…

Milyar yıllardan söz ediliyor.

Geçmiş milyar yıllardan ve gelecek…

Yani yaşanacak milyar yıllardan.

İnsanlık nereye gider, ne yaşar ne yaşamaz bilinmez ama…

Yerkürenin, yörüngesinde dönmeye devam edeceği milyar yıllar…

Öyle olunca…

Bizim de yirmi birinci asırda ne yaşayıp ne yaşamadığımız yüz yıllar, bin yıllar sonrasını ne kadar ilgilendirir acaba?

Belki biz bile, yaşadığımız şu salgın hastalık ortadan kalkınca, her şeyi unuturuz.

Ama yine de yazıyoruz işte.

Tarihe not düşüyoruz, kendimizce.

Tarihe not düştüğümüz falan yok!

Öylesine yazdım işte.

Bizim düştüğümüz nottan ne olacak ki?

Hiç!

Öyle değil de…

Yani tarihe not düşmek falan değil de biz de yaşıyoruz işte bu günleri.

Tüm dünyanın aynı şeyleri yaşıyor olması da ilginç bir durum.

Dünyanın öbür ucundaki insanlar da aynı şeyleri yaşıyor.

Sokağa çıkma yasakları…

Yüzlerde maskeler…

Ve yaşanan ölümler.

***

İnsanlar gerçekten de zor durumda.

Ekonomik bunalım…

Pek kabul edilmese de bu böyle.

Ara sıra gittiğimiz bir restoran vardı.

Birkaç gün önce uğradım.

On beş kadar işçisi vardı.

Şimdi sadece kendi ve bir de ustası çalışıyor.

Sipariş gelirse usta pişiriyor, kendi paketliyor.

'Paketi kim götürüyor?' diye sordum.

'Sipariş veren kendi gelip alacaksa paket yapıyoruz,' dedi.

***

Bunlar neyse de…

Ekonomik bunalım da önemli tabii ama…

Ya kafalardaki bunalım?

Sokağa çıkma yasağı olan hafta sonlarında neler yaşanıyor acaba evlerde?

Hele bir de bu süreçte işini kaybettiği için hafta içi de bir yere gidemiyorsa insan?

Yani sokağa çıkmasını gerektirecek bir şey kalmadıysa artık?

Adam evde, kadın evde, çocuklar zaten evde kaç aydır.

Bir de sen buna bakıma muhtaç yaşlıları ekle.

Büyükanne, büyükbaba…

Dede, ebe yani…

Buna kafa mı dayanır?

Buna ruh mu dayanır?

İnsan delirir!

Para yok, iş yok, huzur yok!